Osmanlıda çeşme terimiyle en öz şekilde, su akıtılan yapılar akla gelmelidir. Çeşmelerde, sürekli su akışını sağlayan lülelerin yerini, su isrâfını önlemek için zaman içerisinde suyun boşa akmasını engelleyecek burmalı lüle olan musluklar almıştır. Suyun aktığı lüle ya da musluğun yer aldığı taşa, musluk tablası denir. Hepsinde olmamakla birlikte, musluğun yanlarında veya üst kısmında, su içmek için kullanılan tasların konulduğu tas nişi/maşrapa yuvası bulunur. Çeşme nişi, musluğun olduğu bölümü diğer alanlardan ayırır ve çeşme nişini çoğunlukla kesme taş, tuğla ya da mermer kemer belirler. Çeşme cephesinde, nişi belirleyen kemerin üzerindeki bölümler köşelik olarak adlandırılır ve niş kemeri ile üzerindeki kitâbe bölümü arasında kalan köşelik bölümlerine bâzı örneklerde simetrik birer rozet yerleştirilmiş ve bâzıları dönemin zevkine uygun motiflerle süslenmiştir.
Konumlarına Göre Çeşmeler
Çoban Çeşmeleri Genellikle açık arazideki çeşmelere verilen isimdir ve hayvanların su ihtiyâcını gidermek için yalakları vardır.
Menzil Çeşmeleri Şehirler arası yollar, kervan yolları ve diğer konaklama yerlerinde yer alan, yolcuların ve hayvanların su ihtiyâcını karşılamak üzere, lülelerinden sürekli su akan ve önünde ya da yanlarında hayvanların sulanması için yalak bulunan çeşmelerdir.
Namazgâhlı Çeşmeler Namazgâh ile çeşmenin birlikte tasarlandığı örneklerdir. Çeşmenin hazne üzeri düz bırakılıp namazgâh olarak kullanılmıştır ya da çeşmenin ön yüzü çeşme, arka yüzü namazgâh taşı işlevi görmüştür.
Duvar/Cephe Çeşmeleri Sıbyan mektebi, kütüphâne, câmi avlusu, tekke avlusu, türbe, hazîre duvarı gibi önemli yapıların duvarlarında örnekleri görülebilir. Ayrıca, köşe çeşmeleri bulunmaktadır ve iki ya da üç cepheli olanlarına çatal çeşme ismi verilir. Bulundukları yer îtibâriyle çevrelerine göre zemin seviyesinin altında kalan ve basamaklarla inilen, çukurda kalan çeşmelere ise “çukur çeşme” denilmiştir. Üsküdar Bulgurlu’daki Demirci Çeşme, yol seviyesinin çok altında, basamaklarla inilen çukur çeşmelere güzel bir örnektir.
Meydan Çeşmeleri Şehirlerde, önemli merkezlerde, çarşı ya da iskele meydanlarında yer alan, serbest konumda inşâ edilmiş, anıtsal çeşmelerdir. Üsküdar Sultan III. Ahmed Meydan Çeşmesi, Kabataş Hekimoğlu Ali Paşa Meydan Çeşmesi, Tophâne (I. Mahmud) Meydan Çeşmesi gibi, XVIII. yüzyılda özellikle Lâle Devri ve sonrasında örnekleri yapılmaya başlanmıştır. Meydan çeşmelerinin bir kısmı, Topkapı Sarayı girişindeki Sultan III. Ahmed Meydan Çeşmesi ve Sebîli ile Azapkapı Sâliha Sultan Meydan Çeşmesi ve Sebîli’nde olduğu gibi görkemli örnekler sunan sebil ve çeşme birlikteliğinde sebilli çeşme olarak tasarlanmıştır. Meydan çeşmesi tasarımı dışında, XVII. yüzyılda Eminönü’nde Hatice Turhan Vâlide Sultan Çeşmesi ve Sebîli; XVIII. yüzyılda Şehzâdebaşı’nda Nevşehirli Dâmat İbrahim Paşa Çeşmesi ve Sebîli, Vezneciler’de Hasan Paşa Çeşmesi ve Sebîli, Eyüp’te Mihrişah Vâlide Sultan Çeşmesi ve Sebîli gibi pek çok örnekte, çeşme ve sebil birlikte veya yan yana planlanmıştır. Önceleri sebilhâne olarak adlandırılan ve sonra kısaca sebil adı verilen eserler, halka parasız içilecek su dağıtılan hayır yapılarıdır. Mecâzî anlamda Allah yolunda anlamına gelen “Fi-sebîlillâh”, Allah rızâsı için başka hiçbir karşılık beklemeden yapılan hayır anlamı taşır ve sebil, bu amaca hizmet eder. Sebillerden mutlaka içilebilecek nitelikte su ve diğer meşrûbatlar verilirken çeşmelerden akan suyun kalitesi ve soğukluğu yerine göre değişebilir. Sebillerde su, sebilci tarafından özel taslarla insanlara sunulur (Sarıdikmen 2013: 16).
Sütun Çeşmeler Sütun biçimli çeşmelerdir. XVIII. yüzyıldan îtibâren örnekleri görülen sütun çeşmelerde, su haznesi yoktur. Teknolojinin imkânlarından yararlanılarak boru sistemleriyle ince, uzun, yuvarlak ya da dörtgen çeşme gövdesinden bir lüle veya musluk aracılığıyla şebeke suyu öndeki küçük tekne/kurnaya akıtılır. Kocamustafapaşa Câmii avlusundaki Hacı Beşir Ağa Çeşmesi, Tarabya parkındaki Sultan II. Mahmud Çeşmesi, Çengelköy’de karakol önündeki Lahana Çeşmesi, bu çeşme türünün örnekleridir.
Oda Çeşmeleri Saraylarda, köşklerde, konutlarda, oda, sofa, mutfak, helâ gibi iç mekânlarda yer alan küçük çeşmelerdir. Topkapı Sarayı’nda olduğu gibi iç mekânlarda, içerideki konuşmaların dışarıdan duyulmasını engellemek gibi ayrı bir fonksiyonu da vardır.
Şadırvan Çeşmeleri Havuz ortasında, su akan lüleli taş örnekleri vardır. Ayrıca, câmi avlularında abdest almak için kullanılan şadırvanların da çeşmeleri bulunur. Ancak, şadırvan çeşme ile karıştırılmamalıdır. Şadırvan, câmi avlularında yer alan, abdest almak için kullanılan üzeri açık ya da kapalı hazneli ve cephelerinde musluk yer alan yapılardır.
Bu çeşmelerin dışında, İstanbul’da çok sayıda örneğine rastlanan musluklu taş tekneler, taşınabilir düzenlemeleriyle diğer örneklerden farklılık gösterirler. Ayrıca, selsebil olarak düzenlenmiş, genellikle bahçeler için tasarlanmış çeşme sayılabilecek dekoratif örnekler vardır.
Klasik Üslûptaki Çeşmeler İstanbul’un fethiyle birlikte, XV.-XVII. yüzyıllardan kalan örneklerde görüleceği üzere, sâde tasarımlarıyla dikkat çekerler. Kesme taş ya da mermerden yapılan bu çeşmelerde, genellikle cephede sivri kemer ya da kaş kemer kullanılmıştır. Çoğunluğu oldukça sâde olan bu çeşmelerin süslemelerinde, rozet, rûmî, palmet, mukarnas gibi motiflere yer verilmiştir. Kemerli niş içinde, kitâbe, tas nişi ve dikdörtgen çerçeve içinde içi boş kartuş motifi, Bursa kemeri ya da kaş kemer motifi, rozet ile bitkisel motiflerle süslü musluk tablası ve ayna taşı yaygındır. Kesme küfeki taştan tek cepheli ve sivri kemerli nişe sâhip yalın tasarımdaki Kocamustafapaşa’daki Davutpaşa Çeşmesi ve Rumelihisarı’nın deniz tarafındaki Rumelihisarı Çeşmesi gibi XV. yüzyıldan günümüze ulaşan çeşme sayısı çok az olup XVI. ve XVII. yüzyıldan çok sayıda kitâbeli ve kitâbesiz çeşme günümüze ulaşmıştır. Kitâbe olan çeşmelerde, kitâbeler genelde kısa olup birçoğunda celî sülüs yazı tercih edilmiş, bâzılarında tâlik yazı kullanılmıştır.
XVII. yüzyılda, Küçük Çamlıca’da Sultan IV. Mehmed Çeşmesi (H.1064/M.1653) ve Fatih’te Mustafa Ağa Çeşmesi (H.1092/M.1681) gibi tek yüzlü meydan çeşmesi ile Eminönü’nde Hatice Turhan Vâlide Sultan (Yeni Câmii) Çeşmesi ve Sebîli (H.1074/M.1663) örneğinde olduğu gibi, çeşme ve sebil birlikteliğinde tasarlanmış örnekler görülmeye başlanır. Hatice Turhan Vâlide Sultan Çeşmesi (H.1074/M.1663) ve Bayezit’te Köprülü Mehmed Paşa Medresesi duvarındaki Köprülü Mehmed Paşa Çeşmesi (H.1072/M.1661) örneklerinde süsleme çoğalmıştır.
Lâle Devri Çeşmeleri XVIII. yüzyılda Lâle Devri’nde (1718-1730), klasik üslûpta inşâ edilen çeşmelerin yanında, boyut ve süsleme açısından daha gösterişli çeşmeler inşâ edilmiştir. Mermer kaplı cephelerde lâle, gül gibi çiçekler başta olmak üzere çeşitli çiçek aranjmanları, sehpa üzerinde vazolarda çiçekler, kâseler içinde meyveler, saksılarda ağaç gibi natüralist çiçek ve meyve motifli kabartmalar dikkat çekicidir. Bu dönemde genelde sivri kemer, dilimli kemer, dalgalı kaş kemer ve yuvarlak kemer içinde ışınsal istiridye kabuğu kemerler kullanılmıştır. Lâle Devri’nde yapılan çeşmelerde genelde kitâbeler uzun yazılmıştır. Bu dönemde, kitâbe yazılarında celî sülüs yerine, tâlik daha çok kullanılmıştır. Kısa metinli olanlarda sülüs, uzun ve zor metinli şiirlerde ise tâlik tercih edilmiştir (Aynur-Karateke 1995: 73).
“Didi Hân Ahmed ile bile İbrahim târîhin / Suvardı âlemi dest-i Muhammed ile cevâdullah, 1141.
” Şâir Şâkir’in kitâbesinin târih beyti: “Tamâm oldukda atşâne didi târîhini Şâkir / Gel iç mâ-i hayâtı çeşme-i Sultan Ahmed’den, 1141.
” Şâir Nedim’in kitâbesinin târih beyti: “Bu mısra’la Nedîmâ söyledi târîh-i itmâmın / Bu şehri mâ ile Sultan Ahmed eyledi sîr-âb, 1141.”
” Şâir Rahmi’nin kitâbesinin târih beyti: “Şâkirâ Rahmî içüb âbın didi târîhini / Hükm-i Sultan Ahmed icrâ itdi el-hâk Zemzemi, 1141.”
Şâir Süleyman Nahîfî’nin kitâbesinin târih beyti: “Dedi bu çeşme-i zîbâ Nahîfî târîh / Râh-ı Hakk’ta hasenât eyledi Sultan Mahmûd, 1145. / Ketebehû Mustafa Kâtib-i sırr sabıkâ, 1145.”
Şâir Rahmi Mustafa Efendi’nin kitâbesinin târih beyti: “Teşnegâne Rahmîya târîhin işrâb eyledim / Sa’yedip Sultân Mahmûd etti icrâ zemzemi, 1145.”
Hanif İbrahim Efendi’nin kitâbesinin târih beyti: “Dedî Hanîfâ çâkeri târîh-i ayn-ı enverî / İç âb-ı nâb-ı kevseri hep ayn-ı dil-cûdan hemîn / Ketebehu Ali hâce-i Serây-ı cedîd, 1145.”
Barok ve Rokoko Üslûptaki Çeşmeler XVIII. yüzyıl ortalarına doğru, Lâle Devri’nin natüralist çiçek ve meyve motiflerinin yerini, akant yaprağı, istiridye gibi deniz kabuğu ve S / C kıvrımlı motifler almış, kartuşlar ve dekoratif, kademeli kemerler kullanılmıştır. Mîmârîde Antik Yunan sanatından kaynağını alan korint sütun başlığı gibi Batılı mîmârî elemanlara yer verilmiştir. Avrupa’da XVII. yüzyılda görülen barok üslûbuyla XVIII. yüzyılda iç dekorasyonda ortaya çıkan rokoko üslûbu, Osmanlı mîmârî ve süslemesinde sevilerek uygulanmıştır. Barok ve rokoko üslûptaki çeşme ve sebillerde hat sanatının muhteşem örneklerini sunan kitâbeler, S ve C kıvrımları, deniz kabuğu, yaprak motiflerinden oluşan rokoko kartuşlar içinde verilir. Cephe süslemesi ve kitâbesi açısından sâde tasarımda olan çeşme örnekleri de vardır.
Batı cephesindeki kitâbenin târih beyti: “Dedi Tevfîk âbın nûş edip atşâna târîhin / Bu zîbâ çeşmeden iç besmeleyle âfiyet bâdâ, 1193.”
Doğu cephesindeki kitâbenin târih beyti: “Dedi itmâmına Tevfik-i duâ-gû târîh / Dil-küşâ kıldı bu nev çeşmeyi Esmâ Sultân, 1193, Ketebehû Mehmet Şevki gufiraleh.”
Ampir Üslûptaki Çeşmeler XIX. yüzyıl başında, Fransız ampir üslûbu özellikleri taşıyan çeşme ve sebiller yapılmaya başlanır. Fransızca imparatorluk anlamına gelen “Ampir/Empire”, sanat alanında anıtsal Antik Yunan ve Roma mîmârîsini temel alarak 1800- 1830 arasında yaygınlık kazanan bir üslûptur. Neoklasik akımın bir evresi olan ampir, Fransa’da Napoléon’un imparatorluk sürecinde (1804-1815) görülür. Barok üslûbun abartılı çizgi ve formlarına karşı çıkan ampir üslûp, Fransa ile yakın ilişkiler içinde bulunan Osmanlı’da Sultan II. Mahmud’un saltanat yıllarında (1808-1839) benimsenmiş ve âdeta millî bir karakter kazanarak mîmarlık örneklerinde uygulanmıştır. Sultan Abdülmecid (1839-1861) döneminde de ampir üslûpta yapılar inşâ edilmiştir. Özellikle XIX. yüzyıl başlarında görülen ampir üslûptaki çeşmelerde, cephe süslemelerinde akantus yaprağı, vazo, çiçek, çelenk, girland, madalyon, rozet, tuğra, ay-yıldız, perde, püskül ve II. Mahmud güneşi gibi ışınsal motifler ile meşale, kılıç gibi silâh motifleri kullanılmıştır. Dekoratif barok-rokoko kemerlerin yerini, yuvarlak ve basık kemerler almıştır. Çeşme cephelerinde, Antik Yunan mîmârîsindeki üçgen alınlık, akroter ile dor, iyon, korint düzenindeki sütunlara benzer sütunlar, pilastrlar kullanılmıştır. XIX. yüzyıl kitâbelerinde, tâlik ve sülüs yazı kullanımı sürer ve sülüs yazıda önceki yüzyıla göre artış görülür. Bâzı çeşmeler oldukça zengin süslemeye sâhipken bâzı çeşmelerde sâdece kitâbe ve tuğra süsleme olarak öne çıkar.
Üstteki kitâbe: “Bânîsi Mahmûd-ı adlî Gâzî Hân / Bendesi binâ-i şeref kıl bi-yed-i ihsân, 1247.”
Kitâbenin târih beyti: “Cevherîn târîh-i dil-cû yazdı Rif’at bendesi / Kıldı Hân-ı Mahmûd-ı adlî çeşmeden cûdun revân, sene 1247.”
Şâir Rıfat’ın elinden kitâbenin târih beyti, “Bende Rif’at görüp târîh-i dil-cû söyledi / Hân-ı Mahmûd âb’a zîbâ çeşme bünyâd eyledi, 1247.” şeklindedir.
Kitâbenin târih beyti, “Su gibi bir mısrâ-ı berceste akdı hâmedan / Yapdı bu nev çeşme-i pâkîzeyi Mahmûd Hân, 1253.” şeklindedir.
Diğer Geç Dönem Çeşmeleri XIX. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı mîmârîsini etkileyen yeni sanat akımlarının etkisi, çeşmelerde de görülür. Çeşitli târihsel üslûpları bünyesinde barındıran eklektik üslûp başta olmak üzere, yeniden canlandırmacı üslûplar olarak neogotik, neorönesans, neobizans gibi akımların etkisi çeşme mîmârîsinde görülmüştür. 19. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başında (1880-1910) Avrupa’da moda olan art nouveau akımı, Osmanlı çeşme mîmârîsini etkilemiş ve XX. yüzyıl başında İtalyan mîmar Raimondo D’aronco art nouveau etkili çeşmeler yapmıştır. Ayrıca, XX. yüzyıl başında, klasik Osmanlı mîmârîsi esinli I. Ulusal Mîmarlık dönemi çeşmeleri görülür. Hamîdiye Suyu Tesisleri’ni yaptıran Sultan II. Abdülhamid, birbirinin eşi ya da benzeri nitelikte çok sayıda çeşme yaptırmıştır. Sultan II. Abdülhamid’in Beşiktaş Asariye caddesi, Eğriçınar sokağındaki tek yüzlü duvar çeşmesi, H.1318/M.1900 târihlidir. Mermer Hamîdiye Çeşmesi, üstte klasik dönem çeşmelerine benzer palmet tepelikle taçlandırılır. İki köşede yüzeyi rûmî motifli birer palmet ve ortada üst kısmı dalgalı kemer oluşturan kıvrımlı düzenlemeye sâhip alınlıkta kabartma yuvarlak madalyon içinde Sultan II. Abdülhamid’in tuğrası vardır ve 1318 târihi ile madalyonun iki alt yanında “Hamîdiye Çeşmesi” yazılıdır. Kabartma süslemeli korniş altındaki dikdörtgen alanda etrâfı klasik dönem rûmîleri benzeri rûmî motifli kabartmalı dalgalı kemerli niş düzenlemesi vardır. Ayna taşı düz olup önüne kabartma süslemeli dekoratif kurna yerleştirilmiştir. Esenler, Küçükçekmece, Beyoğlu ve Beşiktaş gibi birçok yerde benzer örnekleri vardır. Hamîdiye Çeşmeleri ile birlikte, Batı etkili barok, rokoko üslûpları ile ampir ve art nouveau gibi akımların sonrasında, Osmanlı klasik döneminde ve Lâle Devri çeşmelerinde görülen motifler, çeşme mîmârîsinde yeniden kullanılmaya başlanmıştır. Sultan II. Abdülhamid tarafından meydan çeşmesi olarak döküm çeşmeler de yaptırılmıştır (Sarıdikmen 2013: 133).
H.1326/M.1908’de yaptırılan ve bânîsi belli olmayan İstinye İskele Çeşmesi, beton sıvalı çokgen haznelidir ve mermer kaplamalı çeşme bölümü, iki mermer sütûna oturan iki renkli sivri kemerlidir. Klasik üslûpta sivri kemer ile kabartmalarda rûmî ve palmet motifleri dikkat çeker. Sivri kemerin köşelik kısımları, simetrik olarak iki yanda birer kabara ve rûmî motifleri ile bezenmiştir. Çeşme aynası, rûmî ve palmet motiflerinden oluşan kabartma süslemelere sâhiptir. Oymalı mermer saçağı ve küçük kubbe örtüsü vardır. İstinye İskelesi’nde Yeniköy caddesi köşesindeki mezarlık duvarında yer alan çeşme, 1958’de taşları numaralandırılarak sökülmüş ve şimdiki yerinde yeniden kurulmuştur. Sivri kemerli niş içinde palmet tepelikli kartuş içindeki tek satır kitâbeye, İnsan sûresinin 21. âyetinden, “Ve sekâhüm Rabbühüm şarâben tahûrâ.” kısmı ve “1326” târihi celî sülüs hat ile yazılmıştır.
KAYNAKÇA
H. Aynur ve H.T. Karateke, III. Ahmed Devri İstanbul Çeşmeleri, İBB Kültür İşleri Dairesi Başkanlığı, İstanbul, 1995.
K. Çeçen, İstanbul’un Osmanlı Dönemi Su Yolları, İSKİ Yayınları, İstanbul, 2000.K. Çeçen, İstanbul’un Osmanlı Dönemi Su Yolları, İSKİ Yayınları, İstanbul, 2000.
M. U. Derman, Yeni Câmii Çeşme ve Sebîli’nin Kitâbesi, Meşk Yayıncılık, İstanbul, 2011.
A. Egemen, İstanbul’un Çeşme ve Sebilleri, Arıtan Yayınevi, İstanbul 1993.
M. N. Haskan, Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, c. 3, Üsküdar Belediyesi Üsküdar Araştırmaları Merkezi Yayını, İstanbul, 2001.
İ. H. Konyalı, Âbideleri ve Kitâbeleriyle Üsküdar Târihi, c. 2, Türkiye Yeşilay Cemiyeti Yayınları, İstanbul, 1977.
A. Ödekan, “Kentiçi Çeşme Tasarımında Tipolojik Çözümleme”, Semavi Eyice Armağanı İstanbul Yazıları, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yayını, İstanbul, 1992, s. 281-298.
E. Özdeniz, İstanbul’daki Kaptan-ı Derya Çeşmeleri ve Sebilleri, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Yayını, İstanbul, 1995.
N. K. Pilehvarian, N. Urfalıoğlu, L. Yazıcıoğlu, Osmanlı Başkenti İstanbul’da Çeşmeler, Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul, 1999.
G. Sarıdikmen, İstanbul’un 100 Çeşmesi ve Sebili, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları, İstanbul, 2013.
İ. H. Tanışık, İstanbul Çeşmeleri I – İstanbul Ciheti, Maârif Vekilliği Antikite ve Müzeler Müdürlüğü Yayınları, İstanbul, 1943.
İ. H. Tanışık, İstanbul Çeşmeleri II – Beyoğlu ve Üsküdar Cihetleri, MEB Eski Eserler ve Müzeler Umum Müdürlüğü Yayını, İstanbul, 1945.