Eski musluklar kullanıldıkları yerlere ve şekillerine göre; çeşme muslukları, sebil muslukları, semaver ve kazan muslukları, şadırvan muslukları, lavabo muslukları, fıçı musluğu, köşk ve kasırlarda bayanlar tarafından el yüz yıkamak için kullanılan musluklar, hamam kurnaları üzerine takılmış musluklar gibi sıcak ve soğuk suyu birlikte akıtan musluklar olarak sınıflandırılmaktadır. Musluk terminolojisinde burma, çeşme tâbirlerinin yanında açma kapatma düzeneği olmayan devamlı akar olan musluklar için “Horhor musluğu”, “Lüle” tâbirleri de kullanılmıştır. Mahalle çeşmelerinde kullanılan horhor tipi, özellikle tazyikli suyun sesinden ismini almış olan musluklardır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ’nin yayımladığı, İstanbul’un ilçe ve semtlerinin hikâyelerinin anlatıldığı kitapta, İstanbul Fatih ilçesindeki Horhor semtinin konu edildiği bölümde, fetihten sonra Fâtih Sultan Mehmed’in, o bölgede dolaşırken kulağına yer altından kuvvetli su sesinin geldiği, bunun üzerine buraya bir çeşme yapılmasını istediği aktarılır. Yapılan çeşmeye “Horhor Çeşmesi” adının verilmesinin nedeni bu rivâyettir. Çeşme, daha sonra içinde bulunduğu mahalleye de adını vermiştir. Avrupa dillerinden esinlenerek günümüzde musluklara, bataryalara armatür de denmektedir. Muslukların soğuk ve sıcak su kullanımına imkân veren tiplerine ise batarya denir. Bunun yanında, batarya ve musluklar, açma- kapama mekanizmalarına göre de salmastralı musluklar, seramik diskli musluklar, küresel salmastralı musluklar olarak sınıflandırılmaktadır.
Günümüzde genel olarak “banyo ve mutfak armatürleri” tanımı daha çok kullanılmaktadır. Armatürler, kullanım şekline göre manuel, zaman ayarlı ve fotoselli otomatik olarak sınıflandırılmaktadır. Ayrıca, yangın musluğu, boşaltma musluğu, şamandıralı musluk, şadırvan musluğu, çamaşır musluğu, tahâret musluğu ve laboratuar musluğu gibi pek çok musluk çeşidi farklı kullanım alanlarına ve kullanım amaçlarına göre üretilmekte ve tanımlanmaktadır. Kullanım suyu musluğu ya da içme suyu musluğu olarak da tanımlanan ve kullanılacak suya göre üretilen musluklar da mevcuttur.
İlk dönemle taş çörten tâbir edilen uzun oluklardan sular akıtılmış, daha sonra mâdenî oluklar kullanılmıştır. Antik devirlerde, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde hayvan figürlü çörtenleri ve mâdenî lüleri görmekteyiz. Çok eski çeşmelerde, su doğrudan yalağa dökülmeden önce bâzen bir taş oluktan veya ağaçtan oyulmuş bir çörtenden, bâzen de mâdenî bir borudan yalağa akardı. Ancak, Anadolu Selçuklularından günümüze kadar gelebilen çeşme ve bu çeşmelerden çörteni orijinal olanların sayısı yok denecek kadar azdır.
Musluğun öncüsü olarak kabul edilen ve çeşmelerde suyun aktığı yerlere takılan bu mâdenî borulara daha sonraları lüle adı verilmiştir. Selçuklu çeşme mîmârîsinde çok kullanılan ve aynı zamanda bir su ölçme birimi olan lüle, Osmanlılar zamânında da kullanılmıştır. M. Zeki Pakalın’ın Osmanlı Târihi Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü’nde şöyle denmiştir: “Dört (masura) bir lüle sayılırdı. Tapu kayıtlarında lüle yazılmaz, ‘masura’ nâdir olarak da ‘hilal’ yazılırdı.” Sanat Ansiklopedisi’nde ise “Bendlerde toplanan ve şehre isâle edilen suların evler, çeşmeler, hamamlar ve sâireye muayyen miktarlarda verilmesi için suyu maksemlerde ölçmeye mahsus üstüvânî şekilde küçük ve ince bir boru parçasıdır ki su akan boruların ucuna veya maslak teknelerinin kenarındaki deliklere takılır. Lüle tâbir olunan bu ölçü, yuvarlak bir küre şeklinde ve otuz dirhem sıkletinde bir kurşunun girebileceği kadar bir delikten akan su miktârıdır. Bir lüle dört masura ve her masura dört çuvaldız îtibar edilir. Çuvaldız tâbiri, bu delginin çuvaldız kalınlığında olmasındandır. Bir çuvaldız su, bir masuranın dörtte biri ve lülenin onaltıda biridir.”
Zamânında büyük konaklara ve hamamlara gelen sular, mülk sâhipleri tarafından bir para mukâbilinde satın alınır ve herkesin, tapusunda yazan miktâra göre su alma hakkı olurdu. “Falan konağın veya hamamın bir lüle, iki masura suyu var.” denirdi. Bu su hakkı, emlak gibi tapu ile alınır satılırdı.