Yeni Ahit’in Vahiy Kitabı’nda “Mahşerin Dört Atlısı” olarak isimlendirilen ve sanatın farklı dallarında da konu edilen anlatı, bu türden sembolik bir anlatımdır ve bu anlatıyı çözümleyebilmek pek de kolay değildir. Onu bu denli karmaşık kılan şey anlatının geçtiği Vahiy Kitabı’nın üslûbuyla ilgilidir.
Vahiy Kitabı, Yeni Ahit’in kitaplarından biri olmakla birlikte kitabın Mesih İsa’nın havârîlerinden biri olan Yuhanna tarafından yaklaşık olarak MS 94-95 yılları arasında Patmos adasında kaleme alındığı kabul edilir. Yazarın kullandığı dil, diğer İncil yazarlarından oldukça farklıdır. Bu durum, o dönemde Hıristiyanların inançları nedeniyle ağır zulümlere mâruz kalmasıyla yakından ilgilidir. Bir süre dışarıya kapalı bir cemâat hâlinde, gizli ve korunaklı bir yapıda var olma mücâdelesi veren Hıristiyan topluluklar arasında kullanılan dil, bilhassa dînî içerikli söylemler ister istemez metaforik bir boyuta taşınmıştır. Dolayısıyla Vahiy Kitabı, böyle çetin ve çileli bir dönemin ürünü olması bakımından diğer İncillere nispeten semboliktir ve kapalı üslûbuyla dikkati çeker. Üzerinden uzun bir zaman diliminin geçmesiyle de kitabın metaforik yapısını çözümlemek daha da zorlaşmıştır.
İşte bu anlatımlardan biri olan Mahşerin Dört Atlısı, Yuhanna’nın sözünü ettiği yedi mühürle mühürlenmiş bir tomarın içinde geçer: “Tahtın üzerinde oturanın sağ elinde, iki tarafı da yazılmış ve yedi mühürle mühürlenmiş bir tomar gördüm (Vahiy, 5:1).” Bu tomar, Tanrı’nın elinde tuttuğu insanlığın târihini anlatmaktadır. Yedi rakamı Kutsal Kitap’ta tamlığın ve mükemmelliğin rakamı olarak karşımıza çıkar, dolayısıyla insanlığın târihi kabul edilen bu tomar kusursuzca korunmaktadır. Tomarı açacak ne yeryüzünde ne gökte ne de yeraltında bir kimse vardır. Ancak sadece Kral Dâvud’un soyundan gelen Yahuda Aslanı, bu tomarı açmaya yetkilidir. Burada soyun meşrûluğuna dikkat çekilmektedir. Nitekim oniki İsrail kabîlesinden biri olan Yahuda, Kral Dâvud’un kabîlesidir. Dâvud bu oniki kabîleyi idâresi altında birleştirip İsrail târihinin altın çağını yaşatan kraldır. Eski Ahit’te beklenen Mesih’in Dâvud’un tahtında hüküm süreceği anlatılmaktadır. Bu nedenle İsa’nın Yahuda Aslanı olarak tanımlanması önemlidir ki İsa’nın Dâvud’un soyundan geldiğini Yeni Ahit’teki İncillerden, Elçilerin İşleri Kitabı ve Pavlus’un yazdığı mektuplardan biliyoruz. Hatta İncil yazarı Luka’nın anlattığına göre (2:4-7) İsa’nın mânevî babası olan Yusuf, Dâvud’un soyundan geldiği için nüfus sayımına katılmak üzere Meryem ile birlikte Beytlehem’e gitmiş ve İsa orada dünyâya gelmiştir. Bu soydan gelecek olandan “aslan” olarak bahsedilmesi ise onun liderliğine, yâni krallığına işâret etmektedir. Ayrıca bu kabîlenin sembolü de aslandır.
Bu kuzunun yedi mühürden ilk dördünü açmasıyla Mahşerin Dört Atlısı dediğimiz metafor ortaya çıkar. İlk mührün açılmasıyla peydâ olan ilk atlı şöyle târif edilir: “Baktım, beyaz bir at belirdi. Binicisinin elinde bir yay vardı. Kendisine bir taç verildi. Zafer üstüne zafer kazanmaya gitti (Vahiy, 6:2).” İlk mühürde ortaya çıkan beyaz atın rengi her ne kadar hükümdarlığı sembolize ediyor görünse de durum pek öyle değildir. O, peşinden insanları sürükleyecek yanlış bir liderdir. Kimi yorumcuların bu ilk atlının İsa olduğunu düşünmesi atın renginden ve binicisinin başındaki taçtan kaynaklanmaktadır. Ancak bu yorumun doğru olmadığını kitabın ilerleyen bölümünde tasvir edilen gerçek hükümdardan anlıyoruz.
Kuzu ikinci mührü açtığında kızıl renkteki at karşımıza çıkar: “Al renkte başka bir at çıkageldi. Binicisine yeryüzünden barışı kaldırma ve birbirlerini boğazlasınlar diye yetki verildi. Kendisine bir de büyük kılıç verildi (Vahiy 6:4).” Kırmızı renk kanı sembolize ettiği için atın akacak olan kanı temsil ettiğini; ayrıca binicisinin, elinde bir kılıç taşımasından da bu kanın savaş sonucu akacağını ve barışın bozulacağını anlıyoruz.
Kuzu üçüncü mührü açtığında siyah renkli at ortaya çıkar: “Baktım, kara yağız bir at belirdi. Binicisinin elinde bir terâzi vardı. Dört yaratığın ortasında sanki bir sesin şöyle dediğini duydum: Bir günlük yiyeceğe yeter (ölçek) buğday bir dinara, üç günlük yiyeceğe yeter arpa bir dinara. Ama zeytin yağına, şarâba el uzatma (Vahiy, 6:5-7)!” Siyah, karanlığı ve yokluğu çağrıştıran bir renktir. Yuhanna burada bir ses duyar ve buğdayla arpanın kaç dinara satılacağını işitir. Yeni Ahit’in diğer bölümlerindeki bilgilerden anladığımız kadarıyla o dönemde bir işçinin yevmiyesi bir dinardı. Yuhanna’nın işittiğine göre bir ölçek buğday ya da üç ölçek arpa, Matta’nın yazdığı İncil’de anlatılana göre bir işçinin bir günlük çalışma ücretine denk gelmekteydi. Yuhanna ve Markos’un anlattıklarına göre de bir dinar yaklaşık yirmibeş kişiyi doyurmaya yetecek bir paradır. Ancak bir ölçek, bir öğünlük yemek için ancak yetebilecek bir miktardır. Bu da yaşanacak kıtlığın büyüklüğünü anlatmaktadır. Ayrıca binicinin elindeki terâzi hiçbir şeyde adâletin olmayacağını da işâret etmektedir.
Kuzu dördüncü mührü açtığındaysa soluk renkli bir at ortaya çıkar: “Baktım, solgun bir at belirdi. Binicisinin adı ‘Ölüm’dü. Ölüler ülkesi de onu izliyordu. Onlara insanları kılıçla, kıtlıkla, salgınla ve yerin yırtıcı hayvanlarıyla öldürsünler diye yeryüzünün dörtte biri üzerine yetki verildi (Vahiy, 6:8).” Atın renginin soluk olmasından aslında cansız bir bedenin rengini, yâni ölümü sembolize ettiği anlaşılmaktadır. Binicisinin adının ölüm olması ve insanlara ölüm getirmesi bu anlamı doğrulamıştır.
Diğer yandan Vahiy Kitabı’nın 19:11-21 numaralı âyetlerinde başka bir biniciden bahseder. Bu atın rengi de tıpkı dört atlıdan ilki olan ve diğer felâketlere sebep olan binicinin atının rengi gibi beyazdır. Binicisinin adı Güvenilir ve Gerçek’tir; İncillerde ve mektuplarda ondan bahsedilmektedir. “Başında krallık simgesi pek çok taç vardır” ki bu onun her şeyin hükümdârı olduğunu anlatır. “Kana batırılmış bir giysi kuşanmıştır”, çünkü o zulüm görmüştür. “Tanrı Sözü adıyla bilinir” ki Yuhanna’nın bahsettiği başlangıçtan beri var olan “Logos”, yâni “Söz”dür. “Göksel ordular” olan melekler ve azizler onu tâkip etmektedir. Üzerinde “Kralların Kralı, Rablerin Rabb’i” yazmaktadır, herkesi “adâletle yargılayacak ve savaşacak” olandır. Özetle gerçek hükümdar olan İsa’dan açıkça bahsedilmektedir. Az önce bahsettiğimiz gibi bu atın rengi de hükümdarlığın işâreti olan beyaz renktir, ancak onun binicisi ilk mühürde bahsedilen hükümdar gibi savaşı, kıtlığı ve sonunda ölümü getiren sahte gâlibiyetin sâhibi değildir.
Görüldüğü gibi her iki anlatıda da atların anlamları renklerine göre değişirken gerçeği daha çok binicileri yansıtmaktadır. Bu da bize en azından Vahiy Kitabı’nda atların farklı anlamlarla yorumlanabileceğini göstermektedir. İlk başta söylediğimiz gibi genel kanı Mahşerin Dört Atlısı olarak bilinen bu anlatının insanlığın târihinden bahsettiği yönündedir. Bu anlatının insanlığın sonunu hikâye ettiği de ileri sürülmüştür. Bunun nedeni Matta, Markos ve Luka’nın İncillerinde İsa’nın sonun belirtilerinin nasıl olacağına dâir yaptığı îkazlardır: “Dikkat edin, kimse sizi kandırmasın. Çünkü birçokları adımla gelip ‘Ben Mesih’im.’ diyerek nicelerini kandıracaklar. Savaş sesleri, savaş söylentileri duyacaksınız. Sakın dehşete kapılmayasınız. Bu olayların olması gereklidir, ama daha son gelmemiştir. Çünkü ulus ulusa, krallık krallığa karşı ayaklanacak. Çeşitli yerlerde kıtlıklar görülecek, depremler olacak. Bunların tümü sancıların başlangıcıdır. Bunun üzerine acı çektirmek için sizi ele verecekler ve öldürecekler. Adıma bağlılığınız yüzünden tüm uluslar sizden nefret edecek. Birçokları suç işlemeye sürüklenecek. Kişi kişiyi ele verecek, birbirlerinden nefret edecekler. Birçok yalancı peygamber ortaya çıkacak. Bunlar nicelerini kandıracak. Kötülüğün çoğalmasıyla birçok insanın sevgisi soğuyacak. Ama kim sonuna dek katlanırsa o kurtulacaktır (Matta, 24:4-13).”
ATLARIN KORUYUCUSU: ROMALI AZİZ HIPPOLYTUS
KAYNAKÇA
¶ Clapton, E., The life of St. George, Swan Sonnenschein, London, 1903.
¶ Dulles, A., “Symbol in Revelation”, New Catholic Encyclopedia, II. edition, volume 13, The Catholic University of America Press, 2002, pp. 662-665.
¶ Gbaden, B. G., Oyedemi, J. J., “Animal Imagery in the Apocalypse”, IOSR Journal of Humanities and Social, volume 19, issue 8, 2014, pp. 96-102.
¶ Gürkan, S., Yahudilik, İSAM Yayınları, İstanbul, 2012.
¶ Hoade, E., “St. George”, New Catholic Encyclopedia, II. edition, volume 6, The Catholic University of America Press, 2002, pp. 143-144.¶ Jackson, A., The Christian Saints of Turkey, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2016.
¶ Clapton, E., The life of St. George, Swan Sonnenschein, London, 1903.
¶ Michel, T., Hristiyan Tanrı Bilimine Giriş, Saka Yayıncılık, İstanbul, 2012.
¶ Nuroğlu, C., Tanrı’nın Son Vahyi, Hristiyan Kitaplar (e-kitap), 2014.
¶ Roy, N., “St. Hippolytus of Rome”, New Catholic Encyclopedia, II. edition, volume 6, The Catholic University of America Press, 2002, pp. 858-860.
¶ Thompson, L. L., The Book of Revelation, Oxford University Press, New York, 1997.
¶ _________, Kutsal Kitap ve Deuterokanonik Kitaplar, Kitabı Mukaddes Şirket Yayınları, İstanbul, 2003.
¶ _________, The Apostolic Tradition of St. Hippolytus, ed. Gregory Dix-Henry Chadwick, Routledge Publishing, London and New York, 2006.