AF BUYURUN, EŞEK1
ANŞE.SAL.AL.LAL “dişi yük eşeği”,
ANŞE.NITA “erkek eşek”,
ANŞE.SU.RU.DU “yük eşeği”,


Birkaç Hitit kaya kabartmasında da uzun kulaklı görmek mümkündür. Ancak bu eşeklerin yabanî ya da ehil olmaları konusu biraz tartışmalıdır. 1910 yılına kadar kuzey Mezopotamya’da yabanî, yâni sonradan yabanîleşmemiş, tâ evvel eski, anadan atadan yabanî eşekler bulunduğu iddia edilmiş, bu bilgi Texier tarafından da doğrulanmıştır. 1830’lu yıllarda Anadolu’da gezen Charles Texier, Küçük Asya nam seyahatnâmesinde, “Galatya sâhasının Tuz gölüne yakın olan steplerinde, zamânında yaban eşeği sürüleri beslenirdi.3 Bu hayvanlar, Galatya’nın güneyinde, Likonya’da, Kapadokya’da başıboş gezerlerdi. Küçük Asya’da bu cinsin yabanîsi bugün kalmamıştır. Bunların son kalanları, İran’ın ıssız vâdîlerine kadar sürülmüştür. Fakat Kayseri ve Kapadokya’nın Likonya eşekleriyle Kürdistan kısraklarının birleşmesinden meydana gelen katırlar, gerek sağlamlık ve çeviklikleri gerekse endamlarının güzelliği açısından, eski târihçilerin Küçük Asya’nın yaban eşeklerine ilişkin olan târiflerini tamâmen hatırlatır.” demektedir (Texier, 2002: II / 422).
Malta eşeği Biraz daha kısa, ince yapılı, lâkin sağlam kemiklidirler. Bunlar da siyah ya da kahverengi donlular.
Katalonya eşeği Bunlar son derece sağlam vücutlu, mütenâsip hayvanlar. Eşek güzelliğinin bütün zarâfetini bu ırk üzerinde taşıyor. Amerika’da katır yetiştirmekte kullanılıyorlar ki elde edilen katırlar hiperaktif oluyor.
Mayorka eşeği En battal eşek bu. Başı, cidagosu, kulakları, bilhassa çavı, hâsılı her şeyi en büyük. Vaktiyle Avrupa’da ve Amerika’da top çeken katırlar, bu eşeklerin aygırlığının vesîlesi.

İtalya eşeği Nispeten küçükler. Cidago yüksekliği en fazla 1.40 m. Donları siyah ve boz. Katır üretmeye elverişli değiller, teknik tâbiriyle, katıra gelmezler. Birazdan ve bilhassa geleceğimiz Anadolu eşeklerine akrabadırlar.
Poitou eşeği İşte eşeğin kralı bu. Aslen Fransız asilzâdesidir. Doğma büyüme Fransa’nın Poitou (Puatu) bölgesinden. Asilliği kanından geliyor. En iyi katırlar, Poitou aygırlarından alınıyor. Poitou eşekleri düzgün yapılı, ortalama cidago yükseklikleri 1.45 m olan, iri başlı, geniş ve dik kulaklı, düz sırtlı, az kısa boylu ve bol kıllı hayvanlardır. Katır yetiştirmesinde damızlığın uzun vücutlu olmasına dikkat edilir ki bu özelliğini Poitoular, katırlara çok güzel geçirirler. Ayırıcı bir özelliği olan uzun ve sık kılları, genellikle kırkmayı gerektirir. Eğer ki kırkılmazsa bütün vücûdu keçemsi bir hâl alır.Bu yaman eşekler bize ilk defa 1928 yılında Fransa’dan ithal edilmişti. Önce Karacabey Harası’na getirilmiş, hassas hayvan oldukları zannıyla, Anadolu iklîmine yavaş yavaş alıştırılmak istenmiş, daha sonra Sivas, Konya, Adana bölgesindeki aygır depolarına gönderilip büyük kısraklara verilerek koşum katırı elde etmek amaçlanmıştı ([Akıncı], 1928:II/ 47).Çukurova ve Konya haralarının en faal olduğu 1940’lı yıllarda Kıbrıs eşeklerinin yanı sıra Poitou eşekleri de damızlık olarak kullanılmış, hem orduya mekkâre hayvanı yetiştirmek hem halkın elindeki eşekleri ıslâh etmek, gerek devlet hizmetinin ihtiyâcı için ve gerekse halkın kullanacağı katırları üretmek amacıyla uzun yıllar kadrolu olarak çalışmışlardı. Yine bu haramızda saf kan Poitoular da yetiştirilmiş, bir ara Çukurova Harası’nın damızlık eşek adedi 100’ü geçmişti (Yazman, 1946: 75).

Mısır eşeği Bunlar yemde kanaatkâr, sağlam yapılı, düşük bellidir.
Kafkas eşeği Bunlar daha çok Taenniopus ırkından olup küçük, genellikle siyaha yakın donlu, ancak karnı beyaz hayvanlardır. Boz donlu olanlar ise azınlıktadır. İhsan Abidin’in 1928’de “sayıları oldukça azalmıştır” dediğine bakılırsa bugün herhâlde ıslıkla aramak îcap eder ([Akıncı], 1928:II/ 47).
Kıbrıs eşeği Heybetli bir binek, yük ve tarım hayvanı. Aşa ırkından gelen Kıbrıs eşekleri genellikle koyu siyah donlu, kalın kulaklı, burun kısmı ve gözlerinin etrâfı halkavâri beyazdır.Anadolu’ya Kıbrıs’ın fetihten sonra atlamakta hiç de inat etmeyen Kıbrıs eşekleri, Osmanlı döneminde en îtibarlı günlerini yaşamış, kıymeti bilinmiş, el üstünde tutulmuştu. 1927 yılında adanın İngiliz idâresi, bu eşeklerin Anadolu’ya ihraç edilmesini yasaklayınca bu târihten sonra, Anadolu’da saf kan Kıbrıs eşeği azalmaya başlamışsa da ne gam, haralarımızda yeterince bulunan damızlıklarla çoğaltılmaya devam edilmiş, gerçi saf kan yetiştirme azalarak halkın elindeki hayvanların ıslâhına çalışılmıştır. Çukurova ve Konya haraları Kıbrıs eşeklerinin âdeta cennetiydi. Cumhûriyet döneminin ilk yıllarında halkın büyük bir kısmı sifad mevsiminde bu haralara koşarak kısraklarını bu Akdenizli aygırlara çekerek iyi katırlar elde etmiştir.
Gelelim Anadolu’nun yerli eşeklerine… Anadolu kaplanları yırtıcılıkları ile iftihar vesîlesi oladursunlar, biz haberi Anadolu’nun en proleter hayvanından verelim:
1. tip Anadolu eşeği Ufak, büyük başlı, iki kulak arasındaki mesâfe dar, burun üstü düz, kulaklar uzun (20-25 cm), sırt ve omuzları siyah çizgilidir. Bilhassa orta Anadolu’nun Konya, Kayseri, Niğde havâlisinde bulunur. Cidago yüksekliği 85 cm-1.10 m, yürüyüşleri süratli, semer hizmetinde kullanılır, köylünün bineğidir. Boz donlu olması nedeniyle Anadolu’da “boz eşşek” (hem de şeddeli tarafından) nâmıyla şöhret bulmuştur.
2. tip Anadolu eşeği Büyük, koyu yahut sıvalı renkte, ufak başlı, ince tüylü, sırtta ester çizgisi ve omuz çizgileri bulunmaz. Daha doğrusu donun koyuluğu, bu çizgileri belirsiz hâle getirmiştir. Bu da Ankara havâlisinde, Merzifon, Amasya mıntıkalarında daha fazla yaygındır. Vaktiyle cidago yüksekliği 1.20-1.35 m olarak ölçüm yapılmış olmakla birlikte en fazla dejenere olan tiptir. Siyah donlu olması nedeniyle bu eşeğimiz de “kara eşek” (bu da elbette şeddeli) olarak nam salmış, nice yakası açılmadık sövgülü küfrümüze kaynaklık etmiştir. Bakımsızlık ve ağır yük, bu hayvanların belini kırmış, zamanla ufalmalarına neden olmuştur. Bu tipin en iyi temsilcisi Merzifon eşeği olarak bilinir.

1897 târihli Osmanlı devletinin ilk istatistik yıllığı (Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye’nin 1313 senesine mahsus istatistik-i Umûmîsi)’na göre;
| 1313 [1897] istatistiği7 | |
|---|---|
| Cinsi | Adedi |
| Yük ve binek beygiri | 302,384 |
| Ester (katır) | 75,507 |
| Merkep | 587,342 |
| Hergele8 | 3396 |
1329 [1913] yılında yapılan bir diğer sayıma göre;
| 1329 [1913] istatistiği9 | |
|---|---|
| Cinsi | Adedi |
| Aygır | 83,116 |
| Kısrak | 432,647 |
| Tay | 304,369 |
| Yük ve Binek beygiri | 339,432 |
| Ester | 144,607 |
| Merkep | 1,373,715 |
Cumhûriyet döneminde ise ilk hayvanlar istatistiği 1925’te yapılmıştır. Bu ilk sayımdan bafllayarak günümüze kadar muhtelif yıllardaki toynaklı mevcûdumuz aşağıda, dikkatli nazarlara takdim edilmiştir (boşluklar bilgi toplanamamış demektir).
| Yıllar | At (yük ve binek) beygiri | Eşek (merkep) | Kastır (ester) | Kısrak ve iğdiş |
|---|---|---|---|---|
| 192510 | 332,975 | 933,090 | 30,908 | 191,577 |
| 192611 | 337,127 | 937,361 | 31,393 | 191,955 |
| 192812 | 1,096,000 | |||
| 192913 | 454,000 | 844,000 | 35,000 | |
| 193514 | 841,86615 | 1,297,12116 | 65,59917 | |
| 193818 | 964,245 | 1,489,699 | 71,405 | |
| 194019 | 898,000 | 1,413,000 | 70,000 | |
| 194120 | 982,00021 | 1,805,00022 | 91,00023 | |
| 195224 | 1,216,000 | 1,726,000 | 117,000 | |
| 196025 | 1,312,000 | 1,892,000 | 170,000 | |
| 196326 | 1,171,000 | 1,887,000 | 205,000 | |
| 197027 | 1,049,000 | 1,805,000 | 299,000 | |
| 198028 | 794,000 | 1,345,000 | 305,000 | |
| 199329 | 450,000 | 841,000 | 172,000 | |
| 200030 | 273,943 | 489,00031 | 114,269 |
Osmanlı imparatorluğunda Tanzîmat’tan önce ve Tanzîmat’ın son devrelerine kadar at, katır, eşek ile deve, manda ve sığırdan vergi alındığı görülmez. Osman Gâzi zamânında pazara yük götüren hayvanların yükleri satılırsa beher yük için alınan iki akçelik salma ile 1242 [1825]’de Mansûre alaylarının masrafını karşılamak üzere ihdas edilen ihtisap resmi her ne kadar bu cins hayvanlar üzerinden olsa da, daha ziyâde temettü vergisi mâhiyetindedir. Fakat 1295 [1878]’te devlet açıklarını kapatmak amacıyla vergi oranları yükseltilerek bu arada deve ve mandalar vergiye tâbi tutuldu. Öküz, inek, at, katır ve merkeplerden ise ilk defa 1318 [1902]’de “Hayvânât-ı ehliyye rüsûmu” adı altında hayvan başına 10 kuruş vergi alınmaya başlandı. Bu târihte küçükbaş hayvanlardan alınan ağnam vergisine tâbi olan vergi, bir tâlimatnâme ile daha da güzelleştirilip iyice oturtuldu: “İki yaşını ikmal etmeyen yavruların, zirâatta kullanılan öküz, manda ve beygirden bir çiftinin, bahçıvanlara mahsus dolap beygirlerinin, çifte kullanılan tek hayvanların, polis, jandarma ve süvâri subaylarına mahsus binek hayvanlarının vergiden istisnâ edilmiş olmaları” ve bilhassa verginin bir demirbaş vergisi hâlinde bulunuşu vergiden kaçırma vak’alarını doğurmuş ve çoğaltmıştır (İlkmen, 1943: 34). İşte tam da bu meyanda “Senin yaptığını Çorumlu yapmaz.” veciz sözünün yeri gelmiş bulunuyor.
Tahsildardan kaçırmak amacıyla yatağına eşeğini yatırıp üstüne yorganı çeken Çorumlu gariban köylü, tahsildârın odaya girip “Bu da kim?” sorusunu pişkince “Hasta yatağında, ihtiyar anamdır.” diye karşılamış, lâkin son anda bir anırtı ile foyası ortaya foylamış, işte o söz de vergiden hâtıra olmak üzere söylenegelmiştir. Vergi kaçağı âzamî derecede artmış, tahakkuk eden verginin ancak yarısı toplanabilmişti. Büyükbaş hayvan sâhipleri, hayvanlarını satabildiği kadar satmış, yetiştiricilik hızla inişe geçmişti. Mütegallibe ve tahsildar zulmüne müteâkip halkta inilti başlamış, inleyen ahâlinin nağmeleri isyan hırıltısı şeklinde köyde, şehirde, odalarda, kahvelerde “vatan sohbeti”ne dönüşünce, devlet bu vergiyi lağvetmek mecbûriyetinde kaldı. At, katır, merkep, sığır ve öküzden alınan hayvânât-ı ehliyye rüsûmu 1323 [1907]’te donduruldu. II. Meşrûtiyet’ten Cumhûriyet’e kadar ağnam (koyun), deve, manda (camız, kömüş, dombay) ve domuz (hınzır, canavar)’dan vergi alınmakla yetinildi. Ancak bu vergiler, zamanla yok “umûmî harbe girdik, mesârifini temin” yok “umûmî harpten çıktık, yaraları sarma” yok “mütâreke oldu, bütçe açıklarını kapama” gibi gerekçelerle, sekiz katına kadar çıkartıldı.
Cumhûriyet hükûmetleri de bu vergileri kaldırıp indirerek adını ağnam rüsûmundan “Sayım Vergisi Kânûnu”na çevirerek 1924’e kadar getirdi. O yıl mahsullerden alman ondalık vergi ve âşarın yürürlükten kaldırılmasından sonra meydana gelecek gelir eksikliğini telâfi için ağnam, deve, camız ve canavardan alınan vergi artırıldıktan başka, hani şu II. Meşrûtiyet başında dondurduğumuz at, eşek, katırdan alınan vergi hatırlanarak sayım vergisi kapsamına alındı. Bu yeni mevzûâta göre eşek başına 30; at, aygır, iğdiş, kısrak, katır başına 100 kuruş vergi kondu. Takdir edilen bu vergi miktarlarına husûsî idâreler ile Maârif’e verilmek üzere zamlar yapılıp ortaya şöyle bir târife çıktı: Eşek başına alınan 30 kuruşa ilâveten 2.5 kuruş vilâyet husûsî idâresi için, 15 kuruş da Maârif için, yâni millî eğitime ayrılan miktar olmak üzere cem’an yekûn 47.5 kuruş vergi kondu. At, aygır, iğdiş, kısrak ve katır başına konulan 100 kuruş vergiye ilâveten 5 kuruş husûsî idârelerin hissesi ve 50 kuruş da Maârif’in hissesi olmak üzere 155 kuruş vergi bindi. Bu hayvan vergisinin en azı tiftik keçisinden (bütün hisseler dâhil 40 kuruş), en fazla domuzdan (bütün hisseler dâhil 305 kuruş) alınıyordu. Yâni yine vatandaşın damındaki iki inekle, bir eşeğe göz dikildi, yine çâresiz Çorumlu gariban köylü, klasik numarasına başvurdu.

HÂŞA HUZURDAN, KATIR
Küçük tipler hafif yük ve koşuma, büyük tipler ağır koşuma elverişlidir. Genellikle eşekten büyüktürler, hatta at kadar bile olabilir ve dahası Güney Afrika ve Amerika’da 1.70 m cidago yüksekliğine, 900-1000 kiloya kadar çıkabilen türleri vardır. Donu genellikle doru, kahverengi ya da siyah, bâzen de gri ya da al olabilir. Baş uzun ve iri, burun delikleri dar, kaş kemerleri çıkık, kulaklar uzundur. Omuz başı düz, yele kısa, göğüs dar, karın geniş, sağrı düşük, bacaklar genellikle cılız, tırnakları dardır. Art bacaklarında kestâne ya yoktur ya da iyice körelmiştir. Çok kuvvetli, uyanık, dayanıklı, kanaatkâr olduğu için yük ve çekim hayvanı olarak tercih edilir. Yemini çok iyi değerlendirir, zor yerlerden geçebilir. Katırlar, hastalıklara dayanıklı ve sağlam yapılı olarak 35-40 yıl gibi uzun yaşadıklarından -ki Allah onlara daha uzun ömür versin- ekonomik hayvanlardır.Yaygın anlayışın tersine katırların erkek ve dişisi vardır, üreme organlarına sâhiptirler. Ayrıca dişilerinde doğurma kâbiliyeti vardır. İhsan Abidin, “Kıyâmet kopmadan, dişi ester doğurur. Esterin torunu dahi olur.” diyor ([Akıncı], 1928; 11/51). Ancak bu doğan yavru verimli olmadığı için üretilmez. Bu yüzden katırı devamlı hibrit, yâni melezleme ile elde etmek daha mantıklıdır. Peki ya erkek cinsinde durum nedir? Merak edenler için söylemek gerekirse -kibarca ifâde edebilmek için yine hocaların hocasına sığınarak aktaralım- “Erkek ester velût değildir. Her ne kadar cihâz-ı tenâsüliyyesi hâricen mükemmel ise de husyelerde huveyn-i menevîyi teşkil edecek teşkîlât-ı nesciyye gayr-ı tamdır.” ([Akıncı], 1928, II/51) Tam olarak anlaşılamasa da ne demek istendiğini sezebilirsiniz. Dolayısıyla erkeklerin döl veriminin olmaması, onlardan insanların daha çok yararlanmalarını temin etmiştir. En ağır çekim ve koşum işlerinde erkek katırlar tercih edilir.
Katırlar attan daha kolay yemlenir ve kaba yemden daha çok faydalanırlar. Katır, dayanıklılık, kaba yemden yararlanma ve uzun yaşamayı eşekten almıştır. Sıcakkanlı, asabî mizaçlı kısraklardan elde edilen katırlar, genellikle asabî mizaçlı ve fenâ huyludurlar. Bu asabiyet, bir atasözümüzde ifâdesini bulan ezikliği dışa vurmaktadır: “Katıra ‘baban kim’ demişler, ‘dayım at’ demiş.”

Değerli bir bilim adamımız veciz bir şekilde, “Katırın ne övüneceği bir ecdâdı ne de ümit besleyeceği bir ahfâdı vardır (Bilgemre, 1949: 74).” derken, hayvanın ıstırâbını mı yoksa saâdetini mi dile getirmiştir? Yorumu size bırakalım.
Katırların büyüklükleri ve verimleri, döl veren ve tutan eşek ve atlara bağlı olarak çok değişmektedir. Büyük vücutlu ağır kısraklarla, büyük erkek eşeklerden büyük katırlar elde edilmektedir. Eskiden Cezâyir, Güney Afrika, İspanya ve Fransa’da ağır kısraklarla, büyük erkek eşeklerden ağır katırlar elde edilirdi. Fransızların Poitou katırlarının yüksekliği 1.75 m’yi bulmakta, ağırlıkları ise 500-700 kilo civârında, yapı îtibâriyle daha çok ata benzemektedir. Poitou eşekleri ile Mula kısraklarının çiftleşmesi, koşum için gâyet kuvvetli bir katır neslini ortaya çıkartır (Aral, 1974: 58).

- Bütün Türk dilleri, lehçe ve ağızlarında kullanılan kökeni karışık, etimolojisi tartışmalı bir sözcük olan “eşek”, halk dilindeki kullanım rahatlığının aksine, Osmanlı döneminde bilhassa kibar İstanbullular arasında, hakâret olarak kullanıldığı için, yerine günlük kullanımda Arapça “merkep”, edebiyatta Arapça “himâr” ya da Farsça “har” sözcükleri yeğlenmişti! Kaba ve hoş karşılanmayacak sözcük ya da deyimlerden kaçınma isteğinden ileri gelen ve her dilde görülen bu duruma dilbilimde “euphemism” adı verilmektedir. Kezâ eşek ve daha da ileri giderek merkep demek zorunda kaldığında dahi peşin peşin nâzikâne özür dileyen bu eski kuşak temsilcileri ya da o dillere özenenlerin olması, ağzını doldura doldura hem de şeddeli “eşek” diyenlerin olması kadar doğaldır.
- Aslında “evcil” demek îcap ediyor, ancak pek benim içimden gelmiyor. Eşeğin evde işi ne? “Ahırcıl” ya da “damcıl” dense hadi neyse, öyle de diyemiyoruz, ne de olsa yazılı dil fazla şakayı kaldırmıyor, ben de “evcil” yerine, eski meski ama “ehil”i tercih ediyorum, ne yapayım?
- Doğrusu, “yaşardı” olmalı.
- Burada at için kullandığımız “yağız” tâbirine dokunmuyoruz. Atla eşeği birbirinden tam olarak ayırıyor, terminolojilerine dikkat ediyoruz. Atın yerine eşek, eşeğin yerine at bağlamıyoruz. Ata at, eşeğe eşek muâmelesi yapıyoruz.
- Aslı Arapça olan sözcüğün Türkçe tam karşılığı olmadığından mecbûren kullanıyorum. İki nesnenin haç gibi üst üste binmesi demektir. Irk karışması, soyun iyileşmesi anlamları taşır.
- Her ne kadar makamla anırdığına dâir rivâyet varsa da Kur’ân’ın 27. sûresinde, “Vakta ki imansızlar cehenneme atılacaklardır, merkep gibi bağıracaklardır.” dendiğine göre İslâm dîninde eşeğin sesi, seslerin en çirkini telakkî edilmiştir.
- Güran, 1997: 148
- Burada “hergele” tâbiriyle yüke ve bineğe alışmamış at, eşek sürüsü, yılkı atları ve eşekleri kastediliyor.
- [Akıncı], 1917: [xxi]
- [Akıncı], 1928: I/16
- [Akıncı], 1928: I/168
- Yarkın, 1953: 21.
- İstatistik Yıllığı, 1932-33: 212.
- İstatistik Yıllığı, 1939: 196.
- Bu yılda vergiye tâbi at sayısı 601 bindir (Hayvanlar İstatistiği, 1935 44: 2).
- Bu yılda vergiye tâbi eşek sayısı 978 bindir (Hayvanlar İstatistiği, 1935-44: 2).
- Bu yılda vergiye tâbi katır sayısı 51 bindir (Hayvanlar İstatistiği, 1935-44: 2).
- İstatistik Yıllığı, 1939: 196.
- Hayvanlar İstatistiği, 1935-44: 1 ve İstatistik Yıllığı, 1941-1942: 182.
- Hayvanlar İstatistiği, 1935-44: 1.
- Bu yılda vergiye tâbi at sayısı 748 bindir (Hayvanlar İstatistiği, 1935-44: 2).
- Bu yılda vergiye tâbi eşek sayısı 1434 bindir. (Hayvanlar İstatistiği, 1935-44: 2).
- Bu yılda vergiye tâbi katır sayısı 68 bindir (Hayvanlar İstatistiği, 1935-44: 2).
- İstatistik Yıllığı, 1953: 240.
- İstatistik Yıllığı, 1963: 203.
- İstatistik Yıllığı 1963: 203.
- Arkun, 1978:124, 189 ve İstatistik Yıllığı, 1971: 189.
- İstatistik Yıllığı, 1981: 183.
- İstatistik Yıllığı, 2001: 284.
- Sungur vd. 200: 45, İstatistik Yıllığı 2001’e göre ise at 271 bin, eşek 489 bin, katır 99 bindir (s. 284).
- 2000 yılında Tarım Bakanlığı’nın yaptığı Ülkesel Ruam Eradikasvon Projesi çerçevesinde klinik muâyeneden geçirilen eşek sayısı 269.115’tir. Çok kapsamlı bir tarama olmasına rağmen kaçak olasılığı normal olmakla birlikte, aynı yıl için DİE’nin verdiği 489 bin sayısı da, neredeyse iki katı olmakla, ihtiyatla karşılanmalıdır. Bu son ruam taramasında 3188 at ve 328 katıra karşılık sâdece 1 eşekte ruam tespit edilmiş ve bu hayvanlar itlaf edilmiştir.
KAYNAKÇA
¶ Akıncı, İ. A., Osmanlı Atları, Teksir ve Islâh-ı Hayvanât Koleksiyonu, sayı: 3, Matbaa-i âmire, İstanbul, 1917.
¶ Akıncı, İ. A., Anadolu Ziraat ve Yetiştirme Vaziyeti, c. I- III, İktisat Vekâleti Külliyâtından, Zâti Külliyat Sıra Numarası: 8. 3. c. Anadolu Nev’i ve Irkları, Resimli Ay Matbaası, İstanbul, 1928.
¶ Aral, M. N., Türkiye’de Yetiştirilen Hayvan Türleri Yetiştiricilik Tarihi ve Teknolojisi (1923-1931), Türkiye Jokey Kulübü Yayınları, Ankara, 1974.
¶ Arkun, M., Hayvancılık (Özel), Gıda-Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü Ders Kitapları Serisi, Ankara, 1978.
¶ Bilgemre, K., Özel Zootekni II, At Yetiştirmek, AÜ Ziraat Fakültesi Yayınları, Ankara, 1949.
¶ Emiroğlu, K., Yüksel, A., Yoldaşımız At, Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2003
¶ Ertem, H., Boğazköy Metinlerine Göre Hititler Devri Anadolu’sunun Faunası, AÜ Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara, 1965.
¶ Güran, T., Osmanlı Devleti’nin İlk İstatistik Yıllığı 1897, c. 5, TC Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1997.
¶ Hayvanlar İstatistiği 1935-44, TC Başbakanlık İstatistik Genel Müdürlüğü Neşriyat No: 223, Hüsnütabiat Basımevi, 1946.
¶ İlkmen, Ş. H., Türkiye Vergi Sisteminde Hayvanlar Vergisi, Yüksek Ziraat Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1943.
¶ İstatistik Yıllığı 1932-33, TC Başbakanlık İstatistik Umum Müdürlüğü Yayınları, c. 6, Ankara, 1934.
¶ İstatistik Yıllığı 1939, TC Başbakanlık İstatistik Umum Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 1940.
¶ İstatistik Yıllığı 1941-1942, TC Başbakanlık İstatistik Umum Müdürlüğü Yayınları, c. 13, Ankara, 1943.
¶ İstatistik Yıllığı 1953, TC Başbakanlık İstatistik Umum Müdürlüğü Yayınları, c. 21, Ankara, 1954.
¶ Türkiye İstatistik Yıllığı 1963, TC Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1964.
¶ Türkiye İstatistik Yıllığı 1971, TC Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1973.
¶ Türkiye İstatistik Yıllığı 1981, TC Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1981.
¶ Türkiye İstatistik Yıllığı 1971, TC Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1973.
¶ Türkiye İstatistik Yıllığı 2001, TC Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Yayınları, Ankara, 2002.
¶ Sungur, H., Arık, M., Aşkaroğlu, H. H., Çanga, G., Ülkesel Ruam Eradikasyon Projesi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2001.
¶ Texier, C., Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi, çev. Ali Suat, Latin harflerine aktaran: Kâzım Yaşar Kopraman, sadeleştiren: Musa Yıldız, Enformasyon ve Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı Yayınları, Ankara, 2002.
¶ Yarkın, İ., Atçılık, AÜ Ziraat Fakültesi Yayınları, Ankara, 1953.
¶ Yazman, A. T., “Çukurova Harası”, İktisadi Yürüyüş Haralar Özel Sayısı, c. 7, yıl: 7, İstanbul, 1946.
*Yazarın “Anadolu’nun Eşeği, Katırı, Atı” başlıklı yazısından (Kebikeç, sayı: 17, 2004, s. 295-325) izni alınarak derlenmiştir.