
Başı ise bana eski mi eski deri şapka kutumu hatırlattı. Eşyâm arasında bir nevi âile yadigârı olan bu kutu, pek çok gökyüzü altında rüzgâr, güneş ve yağmurdan hırpalanmış, sayısız ekspres trende başından çok şey geçmiş, her tarafına eksiksiz bir coğrafya lugatını andıran şehir isimleri yazılı türlü türlü kâğıt parçası yapıştırılmıştı.

At pazarı ile bağlantılı olarak İstanbul’un ana caddelerinden Dîvan yoluna bitişik başlı başına bir semt olan Saraçhâne’yi hatırladım. Eyer ve koşum takımları yapımı ve genel olarak deri işleme sanatı, eskiden tek nakliye aracı at, deve ve diğer yük hayvanlarından ibâret olan bir ülkede çok revaçtaydı. Zenginler kullandıkları hayvanların donanımına büyük özen gösterirlerdi ve bunları üretenlerin özel bir loncası vardı. Son yıllarda bu sanat Türkiye’deki bütün diğerleri gibi büyük ölçüde yozlaştı; ama bâzı belirli şeyler hâlâ başka yerlere kıyasla daha iyi yapılıyor.
- 1800’lerin ikinci yarısında yaşayan ve Lord Byron’un yeğeni olan Lady Anne Blunt, Ortadoğu’da pek çok ülkeye seyahat etmiştir. Arap yarımadasına giden ilk Avrupalı kadın olarak tanınır. Eşi Sir Wilfred Blunt ile, saf kan Arap atlarını İngiltere’ye getirerek çiftliklerinde üretmişlerdir.
- Ünlü bir Ortaçağ şövalyesi.
- 1840-1847 yılları arasında şiir ve nesir olarak çok güzel resimlemelerle yayımlanan mizahî ve aynı zamanda korkunç öyküler. XIX. yüzyılda çok popüler olan bu öyküler dönemin bütün ünlü yazarlarını etkilemiştir.
*Yazarın 1890’larda İstanbul (çev. Şeniz Türkömer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2018, s. 60-63) adlı kitabından alıntıdır.