hecky’nin söylediği gibi, yumuşak otlu bağayı
Kurusun diye çakal eriği ağacına astım.
Bir ay boyunca karınca yuvasında sakladım.
Dolunay ışığında
Tertemiz bir kemik zinciri çıkardım.
Sonrası biraz zordu.
İskeleti bir akıntıya götürüp
Ay ışığında yüzsün diye bıraktım.
Ama gözlerimi ondan ayırmadım.
Tâ ki kemiklerden biri
Akıntıya karşı su yüzüne çıkana dek.
Sonra bu kemiği aldım, at nalı şeklinde
Küçük bir kasık kemiğiydi, ve eve götürdüm.
Pişirip toz hâline getirdim.
Asıl kudret tozda.


XIX. yüzyılda doğu İngiltere’de yaşayan bir rençper için otlu bağacı olmak oldukça câzip bir hayaldi. Becerikli işçiler olan rençperler çiftlik işçilerinden bir seviye yukarıdaydılar; ama toprak sâhipleri kadar güçlü değildiler. İyi bir rençper dâima kendine iş bulurdu; ancak rençper kötüyse hemen dile düşerdi. Aynı anda hem tatminkâr hem müphem bir konumda yaşayan biri için doğa üstü güçlerden medet ummak hiç de fenâ bir fikir değildi.
