At yarışı, belirlenmiş kurallarla düzenlenen iki ya da daha fazla sayıda binicili atın katıldığı bir sportif olgudur. Atın evcilleştirildiği çağlardan beri, hangi atın daha hızlı olduğunu belirlemek amacıyla yapılır ve en hızlı olan kazanır. At yarışları, soyun iyileştirmesi çalışmalarının araçlarından biri olarak bilinir. Çünkü yetiştiricilik dünyâsı, hızlı ve güçlü saf kanlar yetiştirmek amacındadır. Saf kanların bu niteliklerini sınama ve saptamanın en sağlıklı yöntemi de onları yarıştırmaktır. At yarışları bahsi, özellikle günümüzde müşterek bahislerden ayrı düşünülemez. Bahis oyunları sâdece at yarışlarına mahsus da değildir. Başta futbol olmak üzere, hemen her spor dalında oynanmakta; diğer şans oyunlarıyla birlikte bâzı kamu hizmetlerinin karşılanmasında önemli bir kaynak oluşturmaktadır. “Müşterek” ve “bahis” sözcüklerinin etimolojik yapılarına bakacak olursak Arapça kökenli olduklarını görürüz. Türk Dil Kurumu Büyük Sözlüğü’nde; “Müşterek: ortak, birlikte, ortaklaşa”, “Bahis: Görüşünde veya iddiasında haklı çıkacak tarafa bir şey verilmesini kabul eden sözlü anlaşma” olarak açıklanmaktadır. Bahisin, sözlü anlaşma şeklinde tanımlanması, yanlış ya da en azından eksiktir. Çünkü yasal bahislerde geçerli bir belge düzenlenip katılımcıya mutlaka verilmektedir.
Türk Dil Kurumu’nun bu başlıktaki açıklamalarına başka düzeltmeler de yapmamız gerekir. “Müşterek bahis” TDK Sözlüğü’nde, “At yarışlarında, en az iki koşuda yarışan hayvanlardan birinin kazanmasına bağlanan talih oyunu.” şeklinde tanımlanmaktadır ki bu yanlıştır. Gerek ülkemizde gerek yurt dışında iki koşuda yarışan atlardan/hayvanlardan birini bilmek üzerine düzenlenen bahis hiçbir zaman olmamıştır. Bu tanımlamaya en yakın oyun “çifte bahis” olarak bilinir ve TDK’nın sözlüğünde de açıklandığı gibi, çifte bahis iki ardışık koşunun birincisini tahmin etmek üzere oynanır. Ayrıca müşterek bahis bir oyun türü değil, gerek at yarışı gerekse diğer yarışmalar için düzenlenen oyunların bütününe verilen ortak addır. Örneğin ikili bahis, çifte bahis, ganyan ve plase oyunları da müşterek bahislerin türleridir. Müşterek bahsi “ortak katılımlı şans oyunları” olarak tanımlayabiliriz.
Yetiştiriciliğin âdeta yan kuruluşu olarak değerlendirilen yarışçılık, günümüzde çok farklı boyutlara ulaşmıştır. International Federation Horseracing Authority (IFHA) üyesi 35 ülkede, 2016 yılı müşterek bahis satışları tutarının 106.535.260.858 €’a ulaşmış olması bunu doğrulamaktadır. Gerçi “hızlı ve güçlü” saf kan atların da yarıştırılmak amacıyla yetiştirildiklerini göz önünde tutarsak yarış ve yetiştiricilik âdeta bir döngü gibi gözükür. İngiltere, İrlanda, Fransa ve Japonya gibi ülkelerdeki klasik ve saygın koşulara iğdiş (gelding) edilmiş saf kan atların katılamaması, yarışların yetiştiriciliğe hizmet ettiğini gösterir. Çünkü iğdiş bir saf kan at yavru veremeyeceğine göre, bu önemli koşuları kazanması yetiştiricilik için bir anlam taşımaz. Bu nedenle Fransa’da 1802 yılında çıkarılan bakanlar kurulu kararıyla, iyi at yetiştiren bölgelerde at yarışları düzenlenmesine izin verilmiştir. Yâni yetiştiriciliğe hizmet etmeyen, sâdece müşterek bahis amacıyla düzenlenen koşular bir dönem Fransa’da yasaklanmıştır.
Ülkeler at yarışlarını kendi koşulları ve geleneklerine göre çeşitlendirmişlerdir. At yarışı genel anlamıyla, uluslararası kuruluşlarca belirlenen koşullara sâhip ve bu kuruluşlarca tanınan ülkelerde, bizim İngiliz atı olarak adlandırdığımız “thoroughbred” ya da saf kan Arap atları arasında düzenlenen koşulardır. Örneğin USA’da 1940 yılından beri Quarter yarışları koşulmaktadır; ama bu koşular küresel yarışçılığın paydaşı olarak kabul edilmez.
Atlar bâzen sâdece spor ya da farklı amaçlar için yarıştırılabilir, ancak yarışların günümüzde ilgiye ve ekonomik öneme sâhip olmasının en önemli nedenlerinden biri müşterek bahislerdir. At yarışları, müşterek bahislerle birlikte anılmakta ve şans oyunlarına, dînî inanç ya da başka gerekçelerle sıcak bakmayanların eleştiri oklarına hedef olmaktadır. Bu nedenle müşterek bahisleri, at yarışlarının “yumuşak karnı” olarak tanımlayabiliriz. İslâm’ın ilk yıllarından îtibâren at yarışları, vazgeçilmez sporlardan biri olmuştur. Hz. Peygamber, “ Kişinin eşiyle, ok ve yayıyla ve atıyla oynaması dışındaki oyunlar boş ve faydasızdır.” buyurmuştur. At binmek, Hz. Peygamber’in sürekli olarak özendirdiği, kazananlara ödüller verdiği, çoğu kez kendisinin de iştirak ettiği bir spor dalıdır. Resûl-i Ekrem; at binme, güreş ve atletizmin öğrenilmesi ve öğretilmesini istemiş, hatta bir babanın çocuğuna karşı görevlerinden söz ederken çocuğu helal rızıkla beslemek, ona okuma yazma ve at binmeyi öğretmek şeklinde bir sıralama yapmıştır.
Halîfe Hz. Ömer de gerek hutbe ve sohbetlerinde gerekse mektuplarında, atçılık, binicilik, yüzme ve atletizm gibi eğitici ve yetiştirici sportif çalışmalara önem verilmesini ve bunların çocuklara öğretilmesini istemiştir. X. ve XI. yüzyıllarda Türklerin İslam dünyâsına girişleri ile atın dinsel etkinliği giderek azalmağa başlasa da, at yarışları İslâm toplumundaki yerini ve önemini korumayı başarmıştır.
Batı dünyâsındaki uygulamalara bakacak olursak XVI. ve XVII yüzyıllarda, başta Fransa ve İngiltere gibi Avrupa ülkeleriyle, ABD’nin birçok eyâletinde şans oyunları yasaklanmış ya da bâzı düzenlemelerle kısıtlanmıştır. Savoy’da erkeklere şans oyunları yasaklanırken, kadınların ufak bedellerle şans oyunu oynamalarına izin veriliyordu. Buna karşın, Çin seddi ve 1631 yılında Londra’nın ilk su kemerinin yapımı gibi kamu yatırımlarına kaynak sağlamak için piyango düzenlediğini görülmektedir. Bilet satışı yapılarak düzenlenen ilk piyango, 14 Şubat 1466’da Belçika’nın Brugges şehrinde gerçekleştirilmiş, elde edilen gelir ise şehrin yoksullarına dağıtılmıştır. At yarışları, ülkemizde de sâdece eğlence amaçlı düzenlenmemiştir. Örneğin Osmanlı’nın zor zamanlarında, düzenlenen at yarışları sâyesinde eğitime bir nebze katkı sağlanmıştır. 1902 yılında Üsküp’te, 1903 ve daha önceki yıllar Çorum’da pâdişâhın emriyle geliri ilkokul düzeyindeki mekteplere bırakılmak üzere at yarışları düzenlendiği devlet arşivlerindeki belgelerden öğrenilmektedir.
I. Dünya Savaşı’nın ayak sesleri duyulmaya başlayınca bir savaş uçağı alınabilmesi için Tarsus’ta at yarışı düzenlenmiştir. Yarışı kazanan atın sâhibi Tarsuslu İsmail Efendi ve binicisi Hüseyin ise Harbiye Nezâreti tarafından madalyayla ödüllendirilmiştir. Ülkemizdeki ilk müşterek bahis, 3 Nisan 1895 târihinde, levantenlerin kurduğu Smyrna Races Club (SRC) koşularında oynandı. O günkü koşularda kazanacak atları bilmek amacıyla düzenlenen bahislerde (ganyan oyunu) katılımın beş bin liraya kadar yükseldiği İzmir’de yayımlanan Ahenk gazetesindeki haberler arasında yer alır. Balkan Savaşı 10 Ağustos 1913’te Bükreş Antlaşması’yla sona erince Veliefendi Çayırı’nda yeniden başlayan Islâh-ı Nefs-i Feres Cemiyeti yarışlarında da “tâlih bileti” adıyla müşterek bahis oynanmıştır.
Müşterek bahislere ilişkin bir başka örnek, Mustafa Kemal’in 1920 yılı sonbaharında, Ankara’da düzenlettiği koşulardır. Ekim ayındaki koşuların hazırlıklarıyla da Mustafa Kemal Paşa ilgilenmiştir. Yarış programının kapağında, “Büyük Millet Meclisi reîsi Mustafa Kemal Paşa hazretlerinin riyâset-i fahimânelerinde (başkanlığına yakışacak şekilde) Ankara 336 senesi sonbahar at koşuları programıdır.” yazmaktaydı. Hakem heyeti Miralay Refet (Bele) ve BMM âzâsı Hüsrev (Gerede) beylerden oluşurken, bahs-i müşterek heyetinde de Levâzım reîsi Rıza Bey ve Binbaşı Haydar Bey yer alıyordu.
İstanbul’un işgal günlerinde (1922) yabancıların kurduğu Makrikuey Racing Syndicate’in (MRS) düzenlediği koşular, Batı yarışçılığına en yakın örneklerdi. MRS gerekli kaynağı müşterek bahis, kapı girişi ve idman pisti gelirleriyle sağlıyordu. Ayrıca yurt dışından getirttiği saf kan İngiliz atlarını da buradaki atçılara satıyordu. 1926 yılında kurulan Yarış ve Islâh Encümeni (YIE) etkisiyle yarışçılığımız gün geçtikçe Batı çizgisinde ilerliyor; ama başarı devlet desteği ile sağlanıyordu. Batı’da hızla gelişen müşterek bahis, ya rış ve yetiştiriciliğin bütün giderlerini karşılamaktan öte “artı değerler” bile yaratabiliyordu. MRS de başarısını İstanbul’daki işgal kuvveti askerlerinin ve ülkemize sığınan Beyaz Rusların bahislere katılımıyla sağlıyordu. İşgâlin kalkması ve MRS’nin Türkiye’den ayrılmasıyla, koşulardaki izleyici sayısı ve buna bağlı olarak müşterek bahis gelirleri büyük oranda düştü.
Müşterek bahis gelirlerinin artması, yarış ve yetiştiriciliğin büyümesini sağlamaktadır. YIE’nin birçok ilimizde düzenlediği yarış ve sergilerin giderlerini, bahis gelirleri ile sağlamanın olanaksızlığı 1934 yılı bütçesinde açıkça görülmüştür. Zîra 14 ilde gerçekleştirilen yarışlarda, müşterek bahis gelirlerinin toplamı 11.561 lira 61 kuruş olurken koşularda dağıtılan ikrâmiyelerin toplamı 88.310 lirayı bulmuştur. Bu da bize yarış ikrâmiyelerinin, yâni giderlerin müşterek bahis gelirlerinden oldukça fazla olduğunu göstermektedir. 1934 yılının açığı da, önceki yıllarda olduğu gibi, Ziraat Bankası, İş Bankası ve Başbakanlık örtülü ödeneğinden alınan yardımlarla kapatılmıştır.
Geçmiş yıllarda müşterek bahis satışlarındaki başarısızlığımız; yarış sever sayısının azlığı, yarış otoritesine/müessesesine güvensizlik, iller arası bahis oynama olanağının bulunmayışı,her ildeki bahis türlerinin farklılık göstermesi gibi etkenlerden kaynaklanıyordu. Örneğin 1939 yılında Fikret Yüzatlı, Sipâhi Ocağı’nın sâhibi olduğu Veliefendi yarış yerini kirâlayarak işletme hakkını aldı. Altı hafta süren ve pazar günleri yapılan İstanbul yarış sezonunda müşterek bahislere katılım günde ortalama 60-70 bin lirayı buluyordu. Günde beş koşu koşuluyor ve ganyan, plase, ikili, çifte, üçlü ganyan oynanabiliyordu. Diğer illerde ise satışlar İstanbul’a oranla çok daha azdı ve sâdece ganyan, plase oynanabiliyordu.
Nimet Üyken’in söz ettiği 1939 yılı ile, 1358 lira 45 kuruş müşterek bahis geliri sağlanan 1934 yılı İstanbul yarış programı arasında önemli bir fark yoktu. 1934 yılı İstanbul sezonunda da, yaz ayları 6 pazar günü ve günde 5 koşu yapılıyordu. Yüzatlı’nın başarısında; oyun çeşitliliği, otoriteye olan güven, yarış yerinde verilen hizmet gibi etkenler ön plana çıkıyordu. İstanbul yarışlarını 1943-47 yılları arasında Türkiye Yarış Atı Yetiştiricileri ve Sâhipleri Derneği adına yine Fikret Yüzatlı düzenledi.
İstanbul’da yakalanan başarı sâyesinde cemiyetin yarışçılığımızdaki etkinliği 1945 yılından îtibâren daha da arttı. Bunun sonucu, İstanbul’daki yıllık yarış haftası sayısı önce 6’dan 8’e, 1947 yılında da 10’a çıkarıldı. Artan koşu ve izleyici sayıları bâzı önlemlerin alınmasını da gerektirdi. Öncelikle pistin iyileştirilmesi gündeme gelince cemiyetin olanaklarıyla, kum pist elden geçirildi ve hipodrom yapılana kadar bu pist kullanıldı. İzleyici sayısındaki artışa çözüm olarak önce ek tribünler, 50’li yılların başında da portatif tribünler konuldu. Yarışçılığın ana gelir kaynağı olan müşterek bahislere katılım, İstanbul yarışları dışında hayli düşüktü. Müşterek bahsin yöresel olması da katılımı güçleştiriyor, hatta birçok il için olanaksızlaştırıyordu. Örneğin İzmir ile bağlantı zorluğu nedeniyle, bu ilimizdeki yarışlara İstanbul ve Ankara’dan müşterek bahis katılımı çok sonraki yıllarda gerçekleşti. Yarışların düzenlendiği il dışında müşterek bahis oynatmak isteyenlere kolaylıkla izin veriliyordu; ama uygulamadaki bâzı yanlışlar güven sarsıcıydı. Bu yüzden birçok yarış sever hipodromdan uzaklaştı. Kentler arası müşterek bahse katılma imkânı ilk kez 1941 yılında, Osman Münir Kutnak’ın yayımladığı Stad dergisi aracılığıyla gerçekleşti.
Her geçen gün artan ilgi, müşterek bahislere katılımı canlandırıp gelirleri yükseltiyordu; ama aynı zamanda yarış disiplinin önemi ve otoriteye güven gibi konular hâlâ tartışılıyordu. Yarış ve Islâh Encümeni döneminde bu sorunun çözümünü genel sekreter Atıf Esenbel üstlendi. Kuralı Atıf Bey koyar, kimse buna karşı çıkamazdı. Yarış ve yetiştiriciliğimiz sonraki yıllarda, otorite boşluğunun sıkıntı ve zararlarını fazlasıyla çekmiştir. Her ilde farklı müşterek bahis uygulamaları da ayrı bir sorun yaratıyordu. Örneğin 1942 yılında, YIE üyesi de olan Ankara vâlisi Nevzat Tandoğan, Ankara yarışlarında ikili bahsi yasaklamış ve her koşu günü için bir çifte bahis oyununa izin vermişti. Ankara’da ikili bahsin yeniden oynanmasına 1944 yılında başlandı.
Her geçen gün artan ilgi, müşterek bahislere katılımı canlandırıp gelirleri yükseltiyordu; ama aynı zamanda yarış disiplinin önemi ve otoriteye güven gibi konular hâlâ tartışılıyordu. Yarış ve Islâh Encümeni döneminde bu sorunun çözümünü genel sekreter Atıf Esenbel üstlendi. Kuralı Atıf Bey koyar, kimse buna karşı çıkamazdı. Yarış ve yetiştiriciliğimiz sonraki yıllarda, otorite boşluğunun sıkıntı ve zararlarını fazlasıyla çekmiştir. Her ilde farklı müşterek bahis uygulamaları da ayrı bir sorun yaratıyordu. Örneğin 1942 yılında, YIE üyesi de olan Ankara vâlisi Nevzat Tandoğan, Ankara yarışlarında ikili bahsi yasaklamış ve her koşu günü için bir çifte bahis oyununa izin vermişti. Ankara’da ikili bahsin yeniden oynanmasına 1944 yılında başlandı.
O günlerin müşterek bahis oyunlarından söz etmek gerekirse: