At yarışı insanoğlunun en eski eğlencelerinden biridir. Tüm canlılar arasında rekâbetten en fazla haz duyan bu iki tür, bin yıllar boyu birlikte yekvücut yarışmanın keyfini yaşamış, izleyenlere de birebir yaşatmıştır. At yarışı antik çağlardan beri birçok ulusun millî sporu olmuştur. Târih boyunca at yarışları düzenlemek için görkemli hipodromlar yapılmıştır. Atlı araba yarışları ilk MÖ 680’de olimpiyat oyunlarına bir kategori olarak girmiştir. Bizans halkının neredeyse tamâmı hipodromda (bugünkü Sultanahmet meydanı) yarışan ve Kırmızılar, Yeşiller, Beyazlar olarak adlandırılan takımlardan birinin taraftarıydı. Târihçiler buradaki yarışlarda başarılı olan atların yüksek meblağlara satıldığı at pazarlarından söz eder. Hoş bir tesâdüftür ki ülkemizin en eski organize at satışları olarak adlandırabileceğimiz müzâyedeler de 70’li yılların ortalarına kadar Sultanahmet’te bulunan Tarım Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü’nün bahçesinde yapılmıştır.


Ülkemizde ise bu oran ne yazık ki %1’in altındadır. At yarışı organizasyonu ve yarış atı yetiştiriciliği alanlarında Avrupa’nın en ileri ülkelerinden sayılan ülkemiz, bu tarz bir satış kültürüyle nispeten geç tanışması ve yasalarımızda bu satışların gelişmesine yardımcı olacak düzenlemelerin bulunmayışı sebebiyle endüstrinin bu çok önemli alanında ne yazık ki varlık gösterememektedir. Yetiştiricilerin ürünlerini daha etkin bir şekilde arz edebilme imkânına kavuşmalarının yanı sıra, saf kanlarımızın yurt dışına pazarlanabilme şansı sâdece bu organizasyonların varlığıyla mümkündür. Bu sâyede satış şirketleri, acenteler, nakliyeciler ve otomatikman hayâta geçecek daha birçok kuruluş ve bunlar tarafından istihdam edilecek çok sayıda insanla birlikte endüstrimiz daha büyük ve güçlü bir yapıya kavuşacaktır.

