Günümüzde Türkiye’nin güneyinde ve Ege bölgesinde yaşayan Yörükler, yüzyıllarca küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapmış konargöçer bir Türk topluluğu… Yörük müziğinde çobanlığın ve konargöçer kültürün tesiri her yanıyla hissediliyor. Yörük çalgılarına baktığımızda küçük ve kolay taşınabilir nitelikte olduklarını görüyoruz. Bu tür hayat süren bütün toplumlarda benzer yapıları gözlemlemek mümkün…
Yörük müziğinin en özgün türlerinden biri olan boğaz çalma, hem ait olduğu kültürel yapıdan beslenen hem de o kültür içerisinde çeşitli anlamlara ve işlevlere sahip olan bir tür… Yalnızca kadınlar tarafından icra edilen boğaz çalma, ezgiyi seslendirirken parmaklarla gırtlağa baskı uygulama ve seste frekans değişikliği yaratma esasına dayanıyor. Bu baskı kimi zaman ritmik vuruşlar, kimi zaman ise parmağın bu bölgede sabit tutulup aşağı yukarı ya da sağa sola kaydırılması şeklinde uygulanabiliyor. İcra edildiği bölgeye veya aşirete bağlı olarak “hoyya”, “hollu”, “dova”, “göğüs çalma”, “ümük çalma”, “hada” gibi farklı isimlerle de anılmakla birlikte her ezgi; ait olduğu Yörük grubunun, bir kuşun, belirli bir olayın ya da çalan kişinin adını alabiliyor: “Çörefen Boğazı”, “Dirmil Boğazı”, “Dugguk Boğazı”, “Hafize’nin Boğazı” gibi.1
Peki, neden söyleme değil de çalma? Antalya bölgesi Yörüklerinden Ahmet Can, “Gırtlak sazdır, parmak da mızrap” diye özetliyor durumu.2 Ispartalı ıklık3 icracısı Emin Gök ise, “Hiç boğaz çaldınız mı?” diye sorduğumuzda, “A dayım, ben ıklık çalarım zaten, bir de boğaz mı çalayım!” cevabını veriyor.4 Yöre insanı için ‘çalmak’ ve ‘söylemek’ farklı eylemler değil; bunlar sade müzik yapmanın çeşitli yolları…
Kadınlar tarafından doğaçlamalar yoluyla üretilen boğaz çalma ezgileri, erkekler tarafından çalgıda tekrar ediliyor. Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Zerk köyünde yaşamış ünlü bir ıklık icracısı hakkında, oğlundan şu bilgileri ediniyoruz: “Babam kim güzel boğaz çalarsa onun boğazını alır ıklıkta çalardı. Mesela İnce’nin boğazı, Dudu’nun boğazı, Cükcüklü Gülsün’ün boğazı, Hafize’nin boğazı, herkesin boğazını çalardı”.5 Konunun uzmanlarına göre, bugün Türk halk müziğinde ‘boğaz havaları’ olarak bilinen tür, kadın Yörükler tarafından üretilen boğaz çalma ezgilerinin çalgıda tekrar edilmesiyle ve zaman içerisinde form değiştirmesiyle oluşmuş.6
Şimdi biraz geriye gidip boğaz havalarının nerede ve nasıl üretildiğinden bahsedelim. Geçimini asırlar boyunca hayvancılıkla sağlamış Yörük toplumunda çobanlık temel meslek… Her Yörük çocuğu küçük yaşlarda büyük bir sürüyü nasıl idare edeceğini öğrenmekle mükellef… Yörüklerde birey, evlenme çağına gelinceye kadar çobanlık yapıyor. Boğaz çalmanın en temel işlevi de bütün gününü dağda geçiren Yörük çocuklarının buradaki mesailerini keyifli hâle getirmek; “Zaman geçsin diye çalardık” diyor Raziye Bahar.7 Diğer taraftan boğaz çalma ezgileri sayesinde çobanlar sürüleriyle sürekli iletişim hâlinde olabiliyorlar. Sürünün, dağılmaması ve kendini güvende hissetmesi için çobanın sesini duyması çok önemli… Çocukken babasıyla çobanlık yapan Gülay Diri durumu şu sözlerle açıklıyor:
Sen sesinle konuşmanla onlarla bir iletişim kuruyorsun, onlara güven veriyorsun. Eğer sen hayvana güven vermezsen rahat olmaz, gergin olur; bu yüzden de otlayamaz, dağılır. Hatta bu durum onun etini sütünü bile etkiler. Yüz hayvanın yüzü, yüz yere gider. Sen onlara sesinle hâkim olursun, iletişimi sesinle kurarsın. Mesela ben hayvanları tuzağmak8 için bütün ses kapasitemi kullanarak “gıy-yıh” diye bağırırdım; en uzaktaki davar bile kuyruğunu kaldırıp bana doğru koşardı.9
Kız çocukları, gırtlaklarına vurarak çıkardıkları boğaz çalma ezgileriyle, erkekler ise bu ezgileri çalgılarında tekrar ederek hem sürüyle hem de birbirleriyle bir iletişim kuruyorlar. Ancak kız ve erkekler arasındaki bu iletişim, Yörük toplumunda pek de hoş karşılanan bir durum değil. Çünkü boğaz çalma ezgileri aynı zamanda karşı cinslerin birbirlerine olan ilgilerini ifade etmelerinin bir yolu… Bu nedenle birçok kadın görüşmeci, boğaz çalmayı bilmediklerini ya da bunu hiçbir zaman erkeklerle iletişim aracı hâline getirmediklerini vurguluyor. “Issız dağlarda davar ile vakit geçsin diye çalardık. Oğlanlarla atışanlar da vardı ama biz atışmazdık, anamızdan babamızdan korkardık” diyor Raziye Bahar.10 Çevreleri tarafından hoş karşılanmayacaklarını bilen kız çobanlar, kimi zaman temkinli davranıp aralarından birini gözcülük yapmakla görevlendirdiklerini söylüyorlar. Gözcü, arkadaşları boğaz çalma ezgilerini seslendirirken kimsenin onları görmediğinden emin oluyor. Görüşmecilerimiz başlarından geçen bir anıyı aktarıyorlar:
Gökatma: Ta küçükken, rahmetli Karatma [Kara Fatma], Güllistan, Nuriye beni bekçi duruttular, eğer biz boğaz çalarken bir gelen olursa hemen haber ver diye. Güllistan: Bu da haber vermedi, meğer kardeşi (erkek) gelmiş, bizi dinlermiş. Gökatma: Şimdi ben de kardeşçiğime kıyamadım. Bunların üçü birden boğaz çalmaya durdular. Kardeşim de geldi, kayanın arkasına saklandı. Oradan izleyedurur. Sonra bunlar fark ettiler. Karatma bana “Kız dedi ben seni ayığına mı duruttum, heykel misin? Demek kardeşine dinletecen diye bize haber vermedin birinin geldiğini” diye bana bir kızdı! Güllistan: Tabi bunlar çok eskide kaldı, küçüktük, çocuktuk o zaman.11
Her ne kadar toplumsal olarak ayıplanan bir edim olsa da, boğaz çalma Yörük kültüründe bir prestij unsuru aynı zamanda… Kendi içinde çelişkili görünse de belirtmeliyiz ki, uzun zaman önce aramızdan ayrılmalarına rağmen bugün hâlâ ürettikleri boğaz çalma ezgilerinden hayranlıkla bahsedilen ve eserleri enstrümanda çalınmaya devam eden birçok kadın icracı var. Dinlediğimiz en güzel boğaz çalma ezgilerini seslendiren Gülistan Katter’e göre iyi bir boğaz çalma icracısı olmak; nefesini uzun süre tutabilmek, gür ses çıkarmak, özgün melodiler üretmek gibi kriterlere dayanıyor. “Üç kız bir araya toplaşır, karşılıklı yarış ede ede çalardık” diyor Katter ve her defasında bu işin en iyi gençken yapıldığını, yaş ilerleyince icranın da zorlaştığını vurguluyor.12 “Boğaz insanın köferinden13 gelir aynı goval gibi, yaşlı insanınki çabucak kesilir” diyerek yaşlıyken bu icrayı yapmanın zorluğuna vurgu yapıyor bir başka görüşmeci.14