Batı Avrupa’dan ticâret amacıyla ülkemize gelen yabancılar İstanbul ve İzmir gibi önemli ticâret merkezlerinde özgün topluluklar oluşturdular. Levanten (doğulu) adı verilen bu azınlıklar Batılılaşma süreciyle birlikte, bulundukları kentlerin sosyal ve kültürel yaşamını önemli ölçüde etkilediler. Osmanlı’ya levantenler aracılığıyla giren “alafranga” yaşam biçiminde elbette at yarışlarının da payı vardır.
Osmanlı döneminde ilk organize yarışlar, 1856 yılında levantenlerin kurduğu Smyrna Races Club (İzmir Yarış Kulübü) bünyesinde düzenlenmiştir. Yarışlar Şirinyer Çayırı’ndaki tek tribünlü pistte koşulmuş, büyük ilgi toplamıştır. Buca’nın yanı başında Paradiso, yâni “Cennet” diye anılan şimdiki Şirinyer dönemin rağbet gören mesîrelerindendir. Sait Akson, o günleri şöyle anlatıyor:
Levantenler İzmir’e önemli ziyâretçilerin geldiği zamanlarda da program dışı yarışlar düzenlemiştir. Mısır seyahati dönüşü şehre gelen Sultan Abdülaziz’in onuruna 24 Nisan 1863 Cuma günü koşulan at yarışları bunlardan biridir. Spora düşkünlüğüyle bilinen sultan yarışları çok beğenmiştir. Onun at ve atçılığa düşkünlüğünü bilen yakın çevresindekiler, İzmir’dekine benzer yarışların İstanbul’da düzenlenmesi için harekete geçmişler ve nihâyet sultânın izniyle de koşular düzenlenmiştir. Türkiye Jokey Kulübü Müzesi’nde sergilenen ipek kâğıda basılı yarış programında şöyle yazılıdır: “Sene 1280 hulûl edecek cemâziyelevvelinin 3 cuma ve 4 cumartesi günleri Kâğıthâne’de teşvîkât-ı seniyye-i hazret-i pâdişâhî ile ber-vech-i âti at yarışlarının icrâ olunacağı mukarrer bulunmuştur.” Yarışlar 16-17 Ekim 1863 târihlerinde Kâğıthâne Çayırı’nda koşulmuştur.
İngiltere’de yerel jokey kulüpler ya da eş anlamlı kuruluşların farklı dönemlerde ortaya çıktığı bilinmektedir. 1750 yılında bir grup atçının kurduğu, Newmarket Jockey Club, kendi yarış kurallarını yayımlar. Bu kulübün elde ettiği başarı, kulübün Britanya hatta diğer ülkelerde de örnek alınmasına neden olur. Buna paralel Newmarket Jokey Kulübü, yarış kurallarının yanı sıra yarış takvîminin belirlenmesi, genel soy kütüğünün (General Stud Book) oluşturulması gibi konularda da yetkilendirilmiştir. İngiltere’de düzenlenen yarışların sorumluluğu da kulübün üstündedir. Birçok ülkenin örnek aldığı İngiltere Jokey Kulübü (The Jockey Club) 1750 yılından beri bağımsız çalışmaktadır. Yurt içinde İzmir Yarış Kulübü ve yurt dışındaki jokey kulüp uygulamalarının ilk yansıması, 1864 yılında İstanbul’da kurulan Dersaâdet Jokey Kulübü’yle olmuştur. Kulübün yönetmeliği Cerîde-i Havâdis gazetesinin 829 numaralı sayısında yayımlanmıştır. Yönetmelikte kulübün amacının, at yarışlarını özendirmek ve Osmanlı devletinde at soylarını iyileştirmek olduğu belirtilmiştir.
Aynı yıl, kurban bayramının son üç günü (17-19 Mayıs) yapılan koşuları başta Sultan Abdülaziz olmak üzere nâzır, sefir, devlet adamı ve subayların üç gün boyunca izledikleri yine Cerîde-i Havâdis gazetesinin haberleri arasında yer alır.
1877-1878 Rus harbinde aldığımız yenilgi ülkede büyük sarsıntı yaratmış, bütün eğlence ve spor faâliyetleri gibi at yarışları da kesintiye uğramıştır. Hele Osmanlı’nın dağılıp parçalanmasının önüne geçebilmek adına konmuş yasaklarla dolu baskıcı bir dönemin başlamasıyla da İstanbul’da bu türde bir organizasyonun yapılabilmesi imkânsızlaşmıştır. Ancak bu olumsuz ortama rağmen Aydın, Balıkesir, Manisa, Konya, Bursa, Amasya, Sivas, Samsun, Adana, Erzurum, Urfa, Halep, Şam, Bağdat ve Musul gibi şehirlerde at yarışlarının yapıldığı Başbakanlık Osmanlı Arşivi’n deki belgelerden öğrenilebilmektedir. XIX. yüzyıl sonlarındaki Dersaâdet Jokey Kulübü düşüncesinin bir sonraki aşaması, İstanbul’da kurulan Osmanlı Jokey Kulübü (Jockey Club Ottoman) olmuştur. Osmanlı Jokey Kulübü’nün, Batı’daki örnekleri gibi bir yarış otoritesi olmak amacıyla kurulduğunu söyleyebiliriz. Ancak dönemi etkisi altına alan siyâsi çalkantılar Osmanlı Jokey Kulübü’nün, kuruluşundan yaklaşık 4 ay sonra etkisizleşerek târih sahnesinden silinmesine neden olmuştur.
Ülke içinde yaşanan iktidar mücâdeleleri, Balkanlardaki karışıklıklar ve Trablusgarp Savaşı gibi hâdiseler çağdaş yarışçılığa geçiş sürecini olumsuz etkilemiş, bir süreliğine dondurmuştur. İttihatçıların güçlendiği bu dönemde (1910-1911) İzmir’in tanınmış atçılarından Evliyazâde Refik Bey İstanbul’a gelerek İzmir’deki gibi düzenli yarışların pâyitahtta da yapılabilmesinin yolunu aramıştır.
diyerek Osmanlı’daki at yarışlarının o günlerdeki durumuna işâret etmektedir.
İttihat ve Terakkî’nin birinci adamı Enver Paşa, Refik Bey’in önerisini benimseyince pâyitahtta at yarışları düzenlemek için harekete geçilir ve Çırpıcı Çayırı’nın Veliefendi olarak adlandırılan sâhile yakın yerinde bir yarış tesîsi kurulur. İnşâ edilen ilk hipodrom, iki ahşap tribün ve iki pistten oluşmaktadır. Yarışların düzenlenmesini de Islâh-ı Nefs-i Feres (At Soyunu İyileştirme) Cemiyyeti üstlenir. Cemiyetin günümüze ulaşan ilk yarış programında, pâdişâhın himâyesindeki koşuların 4, 13 ve 18 Ekim 1912 târihlerinde Veliefendi’de yapılacağı îlân edilir.
Ancak, Islâh-ı Nefs-i Feres Cemiyyeti ve ondan kısa bir süre sonra kurulan Sipâhi Ocağı’nın düzenlediği koşular ülkenin içinde bulunduğu savaş gibi olağan dışı durumlar nedeniyle sürekli olamamıştır. En başta uarışlara kaynak bulmak iyice zorlaşmıştır. Batı’da yarışçılığın temel kaynağı müşterek bahislerdir; ama bu o günlerde bizim için imkânsızdır. 1912 yılından îtibâren “tâlih bileti” adıyla bahis oynansa bile, bahisten sağlanan gelir harcamaları karşılamaktan çok uzaktır. Bu nedenle yarışlar bâzı yıllar Sipâhi Ocağı bâzı yıllar at sâhipleri bâzı yıllar da at sâhiplerinin kurduğu ortaklıklar sâyesinde düzenlenebilmiştir. Ana parayı koyanlar sürekli değişmiş; ama değişmeyen tek şey patronların sezon sonunda uğradıkları zararlar olmuştur.
Çağdaş at yarışı ve at yetiştiriciliğimizde önemli eksiklerden biri de atçılarımızın thoroughbredlere sâhip olmayışı, hatta onları tanımayışıdır. Koşan yarım kan atlar ülkemizde yetiştirilmiş, yabancı kökenli atlar da genellikle komşu ülkelerden getirilmiş ve saf kan Arap atlarından üstün olmayan örneklerdir. Sait Akson, Yarışlık Anıları’nda, “Bizler için saf kan Arap atından daha güzel ve daha hızlı bir at düşünmek imkânsızdı.” diye yazmaktadır.
Dönemin ünlü atçılarından Akif (Akson) Bey, devrim sonrası Çarlık Rusya’sından kaçırılan, aralarında 1909 yılı 2000 Guineas ve Epsom derbylerinin gâlibi Minoru’nun da bulunduğu 4 aygırı Beyoğlu’nda Pedro’nun ahırında görünce, “Bu atlar, bize başka mahlûklar gibi göründüler, ne olduklarını anlayamadık. Arap atı değildiler, fakat çok da güzeldiler.” diyerek herkese anlatır. Akif Bey ve diğer atçılar, thoroughbred’in üstünlüğünü Makrikuey Racing Syndicate (Bakırköy Yarış Sendikası) yarışlarında görmüştür. 1921 yılında, Britanya’daki Yarış Yeri İşletmecileri Birliği başkanı Sir Loftus Bates ile anlaşma sağlanarak Veliefendi Yarışları yeniden başlatılır. Makrikuey Racing Syndicate yarışları, İngiltere’deki kurallara uygun olarak koşulur ve her haftanın programına thoroughbredler için bir koşu konulmuştur. Bu koşulara MRS’nin yurt dışından getirdiği atlar katılmaktadır. Aynı zamanda atlar burada satışa çıkarılır. Bizdeki İngiliz atçılığının temelinde bu saf kanlar vardır. Örneğin 1927 yılındaki ilk Gâzi Koşusu’nu kazanan Neriman, aslında Hacı Bekirzâde Ali Muhiddin Bey’in MRS’den satın aldığı Quarrelsome isimli bir saf kandır.
Sonuçta saf kan Arap atları için Arabistan’ı doğal haramız olarak görme saplantımız thoroughbred’in yarış ve yetiştiricilikteki yerini geç öğrenmemize neden olmuş, bu da bize çok zaman kaybettirmiştir.Cumhûriyet’in temelleri atılırken bir yandan da atçılık mîrâsımızın gelecek nesillere aktarılması için çalışmalara başlanmıştır. Bu yolda ilk olarak Islâh ve Teksîr-i Hayvânat Kânûnu Lâyihası, İcrâ Vekilleri Heyeti’nin 2.3.1923 târihli toplantısında kabul edilmiş, reis Hüseyin Rauf (Orbay) tarafından 20 Mart’ta meclise sunulmuştur. Tasarının gerekçesinde, atçılığımız ayrıntılı biçimde irdelenip ileri ülkelerdeki uygulamalardan bahisle almamız gereken önlemler sıralanmıştır.