
Bir derginin “Rumeli Türküleri deyince akla gelen ilk isimlerdensin. Bir Kanadalının Rumeli Türküleri ile bu denli anılmasını nasıl değerlendiriyorsun?” sorusuna MacCrimmon şöyle cevap veriyor:
Öncelikle bunu duymak benim için büyük bir onur… Ne yaptım ki bu iltifata layık oldum. Bu benim için çok güzel ve dokunaklı bir şey. Duygulanıyorum aslında böyle iltifatlar alınca. Dışardan birisi olarak o bölgelerin kültürünü ve zenginliğini bilemiyor olabilirim ama dışarıdan bakan birisi olunca da farklı bakış açılarına, perspektiflere sahip oluyoruz. Örneğin, Türk bir arkadaşımla Yunan müziği konuştuğumuzda bütün Yunan müzikleri bize aittir, Yunan arkadaşımla Türk müziğini konuştuğumda ise bütün Türk müzikleri bize aittir deyip sahipleniyorlar. İki kültür de birbirlerine bağlı kültürler olduğu için haklılar aslında. Tabi bu demek değil ki diğeri ötekinden daha üstündür. Bu kültürler birbirlerini her zaman kapsarlar ve beraber gelişirler.
Bayıldım bu soruya! Şarkı söylemek dediğinizde o şarkı büyük ihtimalle başka birisi tarafından bestelenmiştir. Türkü okumak ise eminim konuya hâkim birileri tarafından, yani o türküyle ilgili gerçek bilgisi olan kişiler tarafından okunmuştur ve o şekilde kalmıştır. Türküyü okumak için hissetmek gerekiyor. Satırlar ve kalpler arasında olan kişilere hitap ediyor. Türkü okuyarak aslında orada önceden olan bir şeyleri günümüze ulaştırıyoruz.
Introtema