700 yıllık geçmişe sahip olduğu ileri sürülen Kavvali geleneğinde sadakat, sevgi ve adanmışlık ön plandadır. Dinî bilinç ya da kutsallık anlayışına göre müzik ile dansı mezceden topluluklar, birbirlerinden çok farklı şekillerde ortaya çıkmışlardır. İcralar bazen tempolu, yürük veya coşkulu olabiliyorken kimi zaman da kültürel ortam ve inanç normları sebebiyle dingin, temposuz bir biçimde ve sessizlik içerisinde yürütülür. Kavvali müziğinin de genellikle dinî olmak üzere çoğunlukla sufi anlayış ekseninde kalarak hadislerden ve 12 İmam, Kerbela, Ehlibeyt gibi unsurlardan beslendiği görülmektedir.
Kavvali müziğinin icra alanları, kimi zaman kapalı, kimi zaman ise öğretinin dışındaki gruplarca da paylaşılan merasimlerdir. Özellikle sömürge sonrası süreçte Kavvali icrasında kullanılan enstrümanlar zenginleşmiştir.
1983 yılında Peter Gabriel, Nusret Fatih Ali Han’ı, dolayısıyla Kavvali müziğini Batı’ya tanıttı ve bütün dünya müzik festivallerinde, üniversite konser salonlarında Kavvali müziği icra edilir oldu. Klasik bir Kavvali şarkısında harmonium, tabla, el çırpma (alkış) gibi enstrümanlar kullanılırken Batı ile tanışma sonrasında elektronik müzik ve enstrümanlar da çembere katıldı. Kavvali müziği, öncelikle ‘etnomüzik’ oluşu sebebiyle Batılı müzik araştırmacılarının ajandalarında yer buldu.
Fatih Ali Han ailesi, dünya çapındaki ilk konserleri sayılan resitali 1985 yılında Londra’da verir. Böylece sonu gelmeyecek konser ve turneler döneminin kapısı aralanır. Nusret Fatih Ali Han orkestrasının Batıda layıkıyla tanınması, 1980’lerin ortalarında Peter Gabriel ile müştereken yürütülen müzik çalışmalarına dayanır. Bunun sonrasında Kavvali ses evreni, bazı önemli film müziklerinde ve albümlerde yer bulur. Bunda, farklı inançlara ait performansların dünyada itibar görmeye başlamasının da payı vardır.
Bu süreçten sonra Nusret Fatih Ali Han ailesinin, Kavvali müziğini dünya müzik platformlarına taşımasıyla bu müzik daha da popüler hâle gelir. Ailenin özellikle sömürge sonrası süreçte ortaya çıkması, pek çok araştırmaya konu olmasını netice vermiş ve adeta Kavvali müziğini dünya repertuvarına taşımıştır. Fatih Ali Han ailesi, Londra’ya taşınmış, müziklerinde ise bir mecra değişimi gerçekleşmiştir.
Grubun hayattaki tek üyesi Rahat Fatih Ali Han, yeni bir Kavvali evreni oluşturmuş ve Kavvali müziğini yeniden tanımlamıştır. Rahat Fatih Ali Han, babası Faruk Ali Han ve amcası Nusret Fatih Ali Han’ın vefatlarının ardından Kavvali müziğini kendine has bir üslupla ve modern olarak icra etmiş ve Batı’nın enstrümanlarını kullanarak kendi ifadesiyle “Kavvali’yi 21. yüzyılda sürdüren” son temsilci unvanını almaya hak kazanmıştır. Bugün Pakistan’da Kavvali şarkıları söyleyen aileler mevcuttur; fakat onlar da kültür endüstrisine uyum sağlamak zorunda kalmış ve geleneksel Kavvali’den uzaklaşmışlardır.
Rahat Fatih Ali Han, katıldığı birçok festivalde, büyük konser salonlarında Kavvali söylediğini ifade ediyorsa da inanç, mekan, zaman, dinleyici açısından değerlendirildiğinde onun klasik Kavvali müziğini temsil ettiğini söylemek zordur. Onun müziğinde ancak bir dönüşümden, melezleşmeden söz edilebilir.
Kavvali müziğinde yer alan ritim dünyası, yapı, sözler; bu inanç öğretisini ve tasavvuf yolunu keşfetmede temeldir. Süreç içerisinde Kavvali’nin bağlam ve performansının kabul edilmesini, ne şekilde değiştiğini, Rahat Fatih Ali Han gibi icracılarda görmek mümkündür. Kavvali müziği, erkek egemen bir faaliyettir: Sufi rehber, vokal icracılar, el çırpanlar, enstrümanistler ve dinleyicilerin hepsi erkektir. Kavvali icrası, erkek-kadın etkileşimini önlemek için cinsiyete göre ayrıştırılmıştır. Günümüzde eğlence endüstrisi zemininde, Kavvali müziğinde artık bu tarz kurallar takip edilmemektedir.
Nusret Fatih Ali Han ailesinin eşsiz stili, Kavvali’nin mevcut formundan çok uzaklaşmamıştır. Kavvali şarkıları tipik olarak harmonium ve tabla ile çalınan, Türk müziğindeki peşrevleri hatırlatan kısa enstrümantal introlarla başlamaktadır. İcra devam ederken performansın seyrini tayin eden ana vokaller, raga ile veya eserin tonal yapısını oluşturan melodik çizgilerle girizgah yaparlar. Bu esnada giriş mısraları okunur. Bu mısralar, okunan eserden değildir, tematik olarak eserle ilişkili şarkılardan performansa taşınır. Daha sonra melodi, raga yapısıyla doğaçlamaya doğru sürüklenir. Bu doğaçlamalar, ruh âleminin kapısını aralar ve dinleyiciyi bir yolculuğa çıkarır.
Vokal doğaçlamalarından sonra şarkının ritmik bölümü başlar. Tabla ve dholak adlı vurmalı çalgılar, icra trafiğini hareketlendirdikçe korodakiler el çırparak destek olurlar. Mısralar, ana vokal ve yardımcı vokaller tarafından seslendirilirken yardımcı vokaller doğaçlama terennümlerde bulunurlar. Bu safhada süre çok önem arz etmektedir. Güfte uzun olduğu için kontrol her zaman ana vokaldedir. Form olarak bu tarz parçaların en az iki, en çok beş bölümden oluştuğu görülür.
Yüzyıllar boyunca Müslüman veya gayrımüslim, adanmışlık hissine sahip olanlar tarafından icra edilen Kavvali’nin, kitle iletişim araçlarının her yere ulaşmasıyla birlikte medya organlarına verilecek görüntüleri için bazı kurallar getirilmiştir.