
“Bir asker postalsız yürüyebilir, fakat bir at nalsız yürüyemez.”

“Gâzi Paşa hazretleri, muhterem efendiler! Ordumuzun ihtiyâcâtı, geçen sene haziranında bu sanat yurdunu vücûda getirdi. (ed. Eskişehir’deki) 4 aylık bir kurs esnâsında 60 nalbant ustası yetiştirerek takrîben Sakarya Muhârebelerinin harâretli anlarında orduya ulaştırdı. Bu ikinci kursta da 50 sanatkâr yetiştirip ordumuza gönderiyor. Vâkıa şahâdetnâmelerinde dört ay deniyorsa da bunlar bütün kış hengâmında ve geceli gündüzlü ateşle ve örsle karşılaştılar. Nalbant geleni demirci, demirci gelenleri nalbant yetiştiren şu müessese dokuz ay zarfında yarım milyona yaklaşan nal ve mıh îmal etmiş ve ordumuza yetiştirmiştir.”
“…Milletin içtimaî heyeti, ordu hey’eti hâlinde idi. Şüphe edilemez ki bu ordunun her türlü levâzımâtı, teçhîzâtı, nalı, mıhı yine bu ordunun, bu hey’etin fertleri tarafından elle ve emeği ile yapılırdı. Elbette ecnebi fabrikalarına, ecnebi sanatkârlarına sipâriş edilmez…”
diyerek Nalbant Okulu’nun önemini dilendirdi. Paşanın fikrine göre, Türk milletini mesut ve müreffeh, Türk ordusunu tamâmen ihtiyaçtan müstağni ve kavî yaşatabilmek için nalbantlık mesleği gibi diğer bütün meslekleri öğrenmek ve tatbik etmek gerekliydi. Sanatın en şereflisi, en basit olanıydı. Kunduracı, terzi, marangoz, saraç, demirci, nalbant ustaları, sosyal ve askerî hayâtın en hürmetli ve haysiyetli mevkiine lâyık sanatkârlardı.

“Muhterem ustalar! Bugün size şu şahâdetnâmeleri verirken derin bir hiss-i meserretle mütehassis bulunuyorum. Buradan ordumuza dâhil olacaksınız, hidemât-ı vataniyyenizi yapacaksınız. Ordumuzun sizinle müftehir olacağına kâilim. Ordu, sizin gibi ustalara mâlik oldukça memnun olacaktır.”
“İzmir’e ilk ayak basacak atın, senin tarafından nallanmış olmasını temennî ederim.” Azerbaycan sefîri İbrahim Abilof’un konuşması da Nalbant Okulu’ndaki mezûniyet coşkusunu en güzel şekilde yansıtıyordu: “Bugüne kadar ziyâret ettiğim müesseseler, şu gördüğüm teşkîlat (Nalbant Okulu) gibi hep yoktan var edilmiştir. Yoktan var eden, iğne ile dağ devirmeye gücü olan bir millet, elbette istiklâl ve istikbâlini temin etmiştir… Yaşasın hür ve müstakil Türkiye! Yaşasın onun kahraman askerleri!
KAYNAKÇA
¶ Önder, M., Atatürk Konya’da, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1989.
ATATÜRK'ÜN ATLARA DÜŞKÜNLÜĞÜ
Sabiha Gökçen’in hâtırâtından:
Cemal Granda’nın hâtırâtından:
“Çocuğum olmadığında hikmet ve isâbet varmış. Eğer evlat kaybetmek felâketine uğrasaydım, kalbim bu elem ve kedere dayanamazdı.”
KAYNAKÇA
¶ Evcin, E., “Atatürk’ün Spora ve Sporculara Bakışı”, Tarih Araştırmaları Dergisi, 33 (55), 2014, s. 303-27878.
¶ Gökçen, S., Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, anıları kaleme alan: Oktay Verel, Türk Hava Kurumu Yayınları, 1982, s. 63-64.
¶ Granda, C., Atatürk’ün Uşağı İdim, Hürriyet Yayınları, 1973, s. 224-2255.