Z Dergi Mobil Uygulamasını
ÜCRETSİZ HEMEN İNDİRİN!

Mobil Websitesine Devam Et >>

Lâlelerin Efendisi: Şeyhülislam Veliyyüddin Efendi
Prof. Dr. Tahsin Özcan

Yazı Boyutu: a a a
Okuma Modu

Lâlelerin Efendisi: Şeyhülislam Veliyyüddin Efendi
Prof. Dr. Tahsin Özcan

https://www.zdergisi.istanbul/makale/lalelerin-efendisi-seyhulislam-veliyyuddin-efendi-39

Olmasa mazhâr eğer ism-i Celâle lâle
Nâil olmazdı bu hüsn ile cemâle lâle

Mazhar-ı ism-i Celâl olmasa âyâ lâle
Bulamazdı bu kadar rütbe-i vâlâ lâle
                          Tabib Mehmed Aşkî 

Çiçek yetiştiriciliği Osmanlı yöneticilerinin, özellikle ilim adamlarının ve tasavvuf ehlinin son derece önem verdiği bir uğraş olarak karşımıza çıkar. İstanbul’un fethinden sonra yaptırılan Topkapı Sarayı’ndaki ilk görevlilerden biri de bahçelerin bakım ve güvenliğinden sorumlu olan bostancıbaşıdır. Zamanla, çiçekçilik halkın her kesiminin ilgi duyduğu önemli bir meşgale haline gelmiş, başta İstanbul olmak üzere Osmanlı şehirlerinde çiçek yetiştiriciliği ve ticareti ayrı bir işkolu olarak büyük bir sektöre dönüşmüştür. Evliya Çelebi, İstanbul’da 80 çiçekçi dükkanında 300 çiçekçinin bulunduğunu haber verir. Çiçek yetiştirmek, saray ve konaklardan evlerin bahçelerine kadar hayli yaygın bir şekilde gündelik hayatın bir parçası haline geldiği gibi çiçekle ilgili şeyler görsel sanatların, şiir ve edebiyatın en önemli malzemesini oluşturmuştur. Yaygın olarak yetiştirilen çiçekler arasında ise daha çok gül, lâle, menekşe, nergis, sümbül ve karanfilin öne çıktığını söyleyebiliriz.

En muteber olan ve en çok yetiştirilen çiçekler ise gül ile lâledir. Bu iki çiçek sadece birer çiçek olarak algılanmaz. Remizlerin, sembollerin dünyasında birçok anlamlar yüklenmiştir bunlara, diğer birçok çiçek gibi. Gül Kâinâtın Efendisi’ni, Peygamberimiz’i sembolize eder; gül ile bülbül üzerinden Peygamber sevgisi, peygambere duyulan hasret dile getirilir. Lâle ise Allah ismi ile aynı harflerle yazılır, ebced hesabı ile rakamsal değeri aynıdır. Bir araştırmacının ifadesiyle, Allah’ın varlığının estetik ve etik delilidir lâle. Tersten okunduğunda ise İslâmın sembolü olan hilâl ortaya çıkar. Bütün bunlar lâlenin Osmanlı toplumunda, kültür hayatında, süsleme sanatlarında, şiirde ve gündelik hayatta daha müstesnâ bir yer edinmesini, daha muteber bir konuma yükselmesini sağlamıştır.

Çiçekçiler Şeyhi Tabîb Mehmed Aşkî Takvîmü’l-Kibâr min Mi’yâri’l-Ezhâr isimli eserinin başında bir rivâyet aktarır. İstanbul’daki Kocamustafapaşa âsitânesinin şeyhi Yemenli Hasan Necmeddin Efendi’ye Cuma va’zı sırasında şu soru yöneltilir: “Dünyada bir kimse varmıdır ki, onda cennetlik nişânı ola?”. Şeyh Efendi soruyu cemaate aktarır ve “İçinizde bahçesinde lâle ve zerrîn ve gül ve sünbül yetiştiren kimse Allâh’ı sever ise ayağa kalksın” diye seslenir. Bunun üzerine cemaatten bir kişi ayağa kalkar ve Şeyh Efendi konuşmasına devam ederek şöyle der: “Her kim ki tevhîd ile ve salât u selâm ile şükûfeye muhabbet eyleye. Ale’l-husûs hadîkasında lâle ve zerrîn ve gül ve sünbül yetiştire. Ol kimsede cennetlik nişânı buluna. Hattâ şol ayak üzre kâ’im olan kişi gibi”. İstanbul’da nergisin yayılmasına öncülük eden Aziz Mahmud Hüdâî Hazretleri’ne göre çiçeklerin en şereflisi olan lâlede birçok manevi sır bulunur. O’nun özellikle lâle yetiştirenler için söyledikleri mânidârdır: “… eşref-i ezhâr ve şâyeste-i itibâr olup lâle beslemekte meymenet vardır. Nazar-ı im’ân ile rü’yet olunsa Hakk’ın nice esrâr-ı manevîsi müşâhede olunur.”

Şükûfecilikle ilgili eserlerin ittifak ettikleri bir konu ise lâle yetiştiriciliğinin İstanbul’da Kânûnî döneminin kudretli şeyhülislâmı Ebüsuuûd Efendi ile başladığıdır. Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi, İstanbul’da herkesin hayran olduğu muhteşem bir bahçe yetiştirmiştir. Tabîb Mehmed Aşkî’nin aktardığına göre Ebüssuûd Efendi’ye Anadolu’da Bolu sahrâlarında yetişen beyaz bir lâle hediye edilmiş, o da bu lâleyi kendi bahçesinde yetiştirmiştir. İstanbul’un ileri gelenleri de ondan öğrenerek lâle yetiştirmeye başlamışlardır. Dîni ilimlerde ve özellikle hukuk alanında Osmanlı döneminde yetişen zirve isimlerden ve müstesnâ şahsiyetlerden biri olan Ebüssuûd Efendi’nin çiçek yetiştiriciliğinde de bir otorite olduğunu söylemek abartı olmasa gerek. Ebüssuûd Efendi, kendi adıyla anılan üç zerrîn yetiştirmiştir. Bunların sarı renkli olanına Ebüssûûd adı verilmiş, diğerine ilkine benzerliği nedeniyle Ebüssuûd müşâbihi denilmiş ve beyaz olanı da Ebüssuûd beyâzı adıyla anılmıştır. Kaynaklarda genellikle ilk lâle türünü elde eden kişinin de yine Ebüssuûd Efendi olduğu belirtilir. Şehremini Câmii Hatibi Mehmed b. Ahmed el-Ubeydî’nin ifadesiyle “Evvelâ sâhib-i tohum olup hâlâ eseri mevcûd olanların pîri ve kadîmi”dir. Cenneti andıran meşhur bahçesinde yetiştirdiği yeni lâleye de cenneti hatırlatan bir isim verilmiştir; Nûr-i Adn, yani Adn cennetinin nûru!

Ebüssuûd Efendi ile başlayan lâle merakı sadece yetiştirme düzeyinde kalmamış, yeni lâle türleri elde etmek için kıyasıya bir yarış yaşanmıştır. Artık neredeyse İstanbul’un bütün bahçelerinde lâle yetiştirilir olmuştur. Âdeta bir yarışa dönüşen bu merakın bir sonucu olarak lâle yetiştirenler arasında müsâbakalar düzenlenmeye başlanmış; lâlenin kıymetini anlatan, çeşitlerini tanıtan ve nasıl yetiştirilmesi gerektiği hakkında bilgi veren risâleler yazılmıştır. Lâle soğanları artık İstanbul’da alınıp satılan en değerli meta olmuş, lâle ticareti İstanbul’da kuyumculuk gibi muteber bir meslek haline gelmiştir. Lâle fiyatları sürekli artmaya, lâle soğanları oldukça yüksek fiyatlarla alıcı bulmaya başlamıştır. İran’dan getirilen ve İstanbul’da mahbûb lâle adını alan lâlenin soğanı için 1.000 altın narh konulduğu anlatılır.

Bütün bu ilgi ve gayretin neticesinde ise lâlenin yüzlerce farklı türü elde edilmiştir. Netâyicü’l-Ezhâr veya Tezkere-i Şükûfeciyân isimleriyle bilinen eserinde Şehremini Câmii Hatîbi Hacı Mehmed b. Ahmed el-Ubeydî, şeyhülislâmların, ulemâdan ve devlet erkânından birçok kişinin içinde bulunduğu nâm sahibi 202 çiçek yetiştiricisinden bahseder. Konuyla ilgili bu ve benzeri eserlerde isimleri sayılan ve özellikleri anlatılan lâle türlerinin sayısı ise çok daha fazladır. Tabîb Mehmed Aşkî, Takvîmü’l-Kibâr min Mi’yâri’l-Ezhâr isimli eserinde kendisinden önce bilinen 483 lâle türünün yanında bizzat kendisinin yetiştirdiği 388 lâle türünü isimleri ve özellikleriyle birlikte anlatır. Ahmed Refik ise lâlenin dünyanın hiç bir yerinde, hatta Flemenk’te bile bu derece revaç bulmadığını, İstanbul’a dünyanın her yerinden muhtelif lâle çeşitlerinin getirildiğini ve 1139/1726’da İstanbul’da yetiştirilen lâle çeşitlerinin sayısının 839’a ulaştığını kaydeder. Aynı yıla ait lâle narhına dair bir listede tam 217 lâle çeşidinin isminin yer aldığını ve belirlenen narhın, yani her biri için belirlenen satış rakamının 1 akçeden başlayarak 50 kuruşa kadar yükselebildiğini görmekteyiz. Şükûfenâmelerde adı geçen İstanbul lâlelerinin sayısı ise 4554’tür. Bu sayı 128 Girit, 11 Kıbrıs ve 6 Kağıthane lâlesi ile birlikte 4699’a ulaşmaktadır.

Lâle merakı Osmanlı kültüründe ve gündelik yaşamında öyle bir yer edinmiştir ki, bir döneme de adını vermiştir. 18. Yüzyılın başlarında zirve yapan lâle merakı ve lâle yetiştiriciliği nedeniyle 1718-1730 yıllarına Ahmed Refik’in adlandırmasıyla lâle devri denilmiştir. III. Ahmed’in saltanat yıllarına rastlayan bu dönemin en önemli siması kuşkusuz Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dır. Şeyhülislâm Veliyyüddîn Efendi ise bu dönemde Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın keşfederek himayesine aldığı ve yetiştirerek devlet hizmetine kazandırdığı, iki defa şeyhülislâmlık görevine getirilen renkli bir kişi olarak karşımıza çıkar.

Osmanlı Devleti’nin 75. şeyhülislâmı olan Veliyyüddîn Efendi İstanbul Silivrikapı’da doğmuştur. Babası Hacı Mustafa Ağa ile dedesi Hüseyin Ağa yeniçeri birliklerinde solakbaşılık yapmışlardır. Eğitimini tamamladıktan sonra müderrislik yapmaya başlayan Veliyyüddîn Efendi, Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’nın dikkatini çekerek himayesine girmiş ve Harameyn Evkâfı müfettişliğine getirilmiştir. Daha sonra Halep kadılığına tayin edilmişse de Patrona İsyanı esnasında (1143/1730’da) görevden uzaklaştırılmıştır. Dört ay sonra Galata kadısı olan Veliyyüddîn Efendi, daha sonra Kahire ve Medîne-i Münevvere kadılıkları yapmıştır. İstanbul kadılığı pâyesini aldıktan sonra Mayıs 1756’da Anadolu kazaskerliğine getirilmiş, Nisan 1758'de Rumeli kazaskeri olmuştur. Ancak, hakkındaki bazı ithamlar nedeniyle 3 Ağustos 1758’de azledilerek Manisa'ya sürgün edilmiştir. Yaklaşık bir yıllık sürgün hayatından sonra Şeyhülislâm İsmail Asım Efendi ile Veziriazam Ragıp Mehmed Paşa’nın gayretleriyle affedilen Veliyyüddîn Efendi Temmuz 1759’da İstanbul’a dönmüştür. Kısa bir süre sonra da vefat eden Çelebizâde İsmâil Âsım Efendi'nin yerine şeyhülislamlığa getirilmiştir.

Lâlenin kıymetini anlatan, çeşitlerini tanıtan ve nasıl yetiştirilmesi gerektiği hakkında bilgi veren risâleler yazılmıştır.

Şeyhülislâm tayin edildiği sırada hasta olduğu için saraya gidememiş, padişahın huzurunda giyilmesi âdet olan şeyhülislâmlık kıyafeti evine gönderilmiştir. Yaklaşık birbuçuk yıllık görevin ardından sert mizaçlı olması nedeniyle azledilerek Bursa’ya gönderilmiştir. Ancak bir süre sonra affedilerek tekrar İstanbul'a dönen Veliyyüddîn Efendi, 23 Nisan 1767’de ikinci defa şeyhülislâmlığa getirilmiştir. Ancak birbuçuk yıllık görevden sonra 25 Ekim1768’de seksen yedi yaşında vefat etmiştir. Koca Mustafa Paşa Camii’nde devrin sadrazamı ile kazaskerlerin de hazır bulunduğu kalabalık bir cemaat tarafından kılınan cenaze namazından sonra Eyüp'te bulunan Murad Efendi (Mehmed Murad Buhârî) Dergâhı’nda defnedilmiştir.

Çok yönlü bir kişi olan Veliyyüddîn Efendi, kısa süren şeyhülislâmlığı döneminde önemli hizmetlerde bulunmuştur. İstanbul fetvâhânesi çalışanlarının geçim şartlarının iyileştirilmesi, tıp eğitimi almamış yetkisiz kişilerin doktorluk yapmasının önlenmesi gibi konular onun döneminde gündeme getirilmiştir. Devrin siyasi olaylarında da etkin olan Veliyyüddîn Efendi, Anadolu’da çıkması muhtemel bir isyanın önlenmesinde rol oynamış, Rusya ile yapılacak savaşa ise karşı çıkmıştır. II. Bâyezid Camii’nin yanına yaptırdığı kütüphanesi ve bağışladığı kitapları ise günümüzde de istifade edilen önemli bir hizmet ve kültürel mirastır.

Hayırsever bir kişiliğe sahip olan Veliyyüddîn Efendi’nin hayatı boyunca birçok hayrâta vesile olduğu görülmektedir. En önemli hayrâtı ise İstanbul’da, Zeytinburnu ile Bakırköy arasında kalan Çırpıcı Çayırı ve civarında bulunan mesire yeri ve çeşmesi ile ilgili vakfıdır. Veliyyüddîn Efendi’nin Galata kadısı olduğu sırada tesis edildiği anlaşılan bu vakıf, Osmanlı toplumunda merkezî bir yere sahip olan vakıf kurumunun en muhteşem ve müstesnâ örneklerinden biridir. Günümüzde at yarışlarının yapıldığı bir hipodrom olarak kullanılan Veli Efendi Çayırı ve çeşmesi asırlar boyunca İstanbul halkı tarafından sevilen ve istifade edilen bir mesire yeri olarak hizmet etmiştir. İstanbul halkının gündelik yaşamında önemli bir yer edinen ve yakın zamanlara kadar fonksiyonunu sürdüren bu mesire alanını anlatmak için Bekçi Baba’nın dizeleri yeterlidir:

Bir çeşme olunmuş bina
Gayet safa geldi bana
Dört tarafı çayır çemen
Yapanlara ettim dua

Fildamına yakın mahal
Yapılmış hakkâ bî-bedel
Etrafına birkaç sofa 
Bina eylemişler güzel 

Hayli ağaçlar dikilmiş
Seyrine asker çekilmiş
Bir tarafı çayırlıktır
Bir taraf bostan ekilmiş

Goncadardır dolaşması 
Bir iki bayır aşması 
Adın sordum dedi biri
Veli Efendi Çeşmesi 

Görünce medhini ettim 
El kaldırıp dua ettim
Suyu âb-ı hayât gibi 
Nûş eyleyip safâ ettim 

Mermer oluktan su akar
Durmuş âlem seyre bakar 
Ol mahallin yok nazîri
Otları misk gibi kokar

Veliyüddîn Efendi’nin bir diğer özelliği ise hat sanatındaki maharetidir. Özellikle ta’lîk hattında şöhret kazanan ve büyük ustalar arasında sayılan bir hattat olarak ta’lîk hattının kurucusuna atıfla İmâd-ı Rûm (Anadolu’nun İmâd’ı) ünvânıyla anılan bir isim olmuştur. Her biri birer şaheser olan yazılarının yanında pek çok hattat yetiştirmiş; Sultan III. Mustafa, Sultan III. Ahmed gibi döneminin padişahları ondan hat meşketmiştir. Yaşadığı dönemde yaptırılan birçok mimari eserde; Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın sebili ve dârülhadis çeşmesinin kitabelerinde, Üsküdar Ayazma Camii’nin tarih kitabesinde, Hekimoğlu Ali Paşa, Sadrazam Ali Paşa, Şeyhülislâm Seyyid Mustafa Efendi gibi önemli şahısların yaptırdığı çeşme, sebil, tekke gibi yapıların kitabelerinde Veliyyüddîn Efendi’nin nefis hat eserlerini görmekteyiz.

Veliyyüddîn Efendi’nin önemli bir özelliği de lâlelere ve lâle yetiştirmeye olan ilgisidir. Osmanlı ulemâsı arasında asırlardır devam eden bu ilgi 18. yüzyılın başlarında büyük bir akım haline gelmiş, Veliyyüddîn Efendi de bu akımın önemli aktörlerinden biri olmuştur. Kaynaklarda Veliyyüddîn Efendi’nin lâlenin 35 farklı cinsini yetiştirdiği anlatılır. 1728 yılında saray için sipariş edilen lale soğanları arasında Veliyyüddîn Efendi’nin bizzat yetiştirdiği lemâ-ı feyz ve nahl-i işve adlı lalelere ait soğanlar da yer almaktadır.

Burada belki de bir hatırlatma yapmakta fayda var. Osmanlı toplumunda asırlarca uygulanan ve Veliyyüddîn Efendi’nin yaşadığı dönemde neredeyse herkesin pratikte uygulayabildiği sıradan bir bilgi haline gelen çaprazlama yaparak bir bitkinin farklı türlerinin yetiştirilmesi usulünün neredeyse onun vefatından bir asır sonra Gregor Mendel tarafından bilim dünyasına kazandırılmış olması son derece manidardır!

Tabîb Mehmed Aşkî tarafından verilen listelerde Veliyyüddîn Efendi’nin yetiştirdiği lâlelerin isimleri de yer alır. Esâmi-i Lâle ve Risâle-i Takvîm-i Lâle isimli eserlerde yer alan listelerde Veliyyüddîn Efendi’nin yetiştirdiği 35 lâle cinsinin adları ve özellikleri ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Tabîb Mehmed Aşkî Veliyyüddîn Efendi’nin yetiştirdiği laleler nedeniyle büyük iltifatlara mazhar olduğunu, lütuflar gördüğünü kaydeder. Tablo:1’de Veliyyüddîn Efendi’nin yetiştirdiği lâlelere verdiği isimler ve özellikleri ile ilgili bilgiler yer almaktadır:

Tablo:1 Tabîb Mehmed Aşkî’nin Esâmi-i Lâle isimli eserinde yer alan Veliyyüddîn Efendi’nin yetiştirdiği lâle çeşitleri ve özellikleri 

LÂLENİN İSMi ÖZELLİKLERİ
ÂFİTÂB-I ÇEMEN Mor fitilli, sestelli, kükürt renginde, rehâvetlicedir.
ÂFİTÂB-I GÜLŞEN Mor fitilli, koyu göğez beyaz ile mülevven, gayet metîn ve mücellâ, cüz-i derûn berkleri kasîrce ve küşâd-ı asîrce âlâlardandır.
İ’CÂZ-I GÜLŞEN Mor fitilli, açık turuncu istakozî renge yakın ve döngü nebatıyla mülevven, metîn ve uzun boylu, muhtâr-ı çemenden âlâdır.
BEDÎ-İ ÇEMEN  Mor fitilli, şirazeden etlice ve rehâvetlicedir.
BEŞÎR-İ İKBÂL Mor fitilli, göğez unnâbiye mâil ve nebâtî ile mülevven, tavîli bâdâmî sûzenî yolunda nîzeleri sertiz âlâdır.
PEYMÂNE-İ LÂLEYN  Mor fitilli, yek renk, etlice kırmızıdır.
PİRÂYE-İ FERÂH Mor fitilli, leylakî beyaz ile mülevven, metîn ve mücellâ, edîbü’l-edâ âlâ
PİRÂYE-İ REBÎ’  
PİRÂYE-İ İKBÂL  
BÜLEND-İ TURUNCU Sarı fitilli, metîn ve bâlâ kad levendâne edâ, turuncu âlâ ve başlığı rânâdır.
PERTEV-İ HURŞÎD  Sarı fitilli, süstelli, turuncu başlıklıdır.
CİLVE-İ RÎZ  Sarı fitilli, ayn-ı işve, turuncu başlıklıdır.
DÎBÂCE-İ GÜLŞEN  
RİŞTE-İ HAYÂL Mor fitilli, şem’i tecellinin gayet metîn, âlâ başlıklıdır.
REFÎ’U ŞÂN Mor fitilli, navk-ı gülşen kurumunda, göğez nebâtî ile mülevven, âlâ ve mutavassıttır.
SAGÂR-I ERGUVÂN  
ŞÛ’LERÎZ  
KEREM-İ İLÂH Mor fitilli, navk-ı gülşenden ince ve küşâdı ikdâm ve nîzleri sertîz ammâ gayet tercihe rehâvetlicedir.
GÜLHÎZ Mor fitilli, cenândan ince, âlâlardandır.
LEBB-İ GÜLŞEN  
LEBB-İ YÂKÛT  
LEMÂRÎZ  
LEMÂ-İ YÂKÛT  
LEMÂ-I FEYZ  
LEMÂ-I HURŞÎD Mor fitilli, pertev-i hurşîde şebîh, turuncudur.
MATLA’-I HURŞÎD  Mor fitilli, pertev-i hurşîde şebîh, turuncudur.
MUHTÂR-I GÜLŞEN  
MUALLÂ TURUNCU   Sarı fitilli, bâlâ kad, metîn turuncudur.
NAVK-I GÜLZÂR  Mor fitilli, etlicedir.
NAVK-I YÂKÛT  Mor fitilli, erguvânîdir.
NAHL-İ İŞVE  Mor fitilli, nahl-i erguvandan etlicedir.
NAHL-İ DİLKEŞ  
NAHL-İ LATÎF Sarı fitilli, koyu nebâtî cüz’i turuncu tahrîr ile mülevven, ince amma rehâvetlicedir.
NÎMET-İ CELÎL   Sarı fitilli, turuncu, ince edîbü’l-edâdır.
NİHÂL-İ İŞVE  Mor fitilli, süstelli, nebâtîdir.

 

Kaynak: Tabîb Mehmed Aşkî, Esâmi-i Lâle, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, T.Y., nr.1498’den nakleden: Recep Sadri Sayıoğulları, Türk Ta’lik Yazı Ekolünün Doğuşunda Şeyhülislâm Veliyyüddin Efendi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Yrd. Doç. Dr. Muhittin Serin, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Geleneksel Türk El Sanatları Eski Yazı (Hat) Anasanat Dalı, İstanbul 1991, s.36-38.

Tabîb Mehmed Aşkî’nin Takvîmü’l-Kibâr min Mi’yâri’l-Ezhâr isimli eserinde ise Esâmi-i Lâle’de Veliyyüddîn Efendi’nin yetiştirdiği kaydedilen lâlelerden yalnızca sekiz tanesinin isimlerine tesadüf edilmektedir. Ancak, bu eserdeki bilgiler daha geniş ve ayrıntılıdır. Tablo:2’de de bu sekiz lâle çeşidi ile ilgili ayrıntılara yer verilmiştir.

Tablo:2 Veliyyüddîn Efendi’nin yetiştirdiği lâle çeşitlerinden Takvîmü’l-Kibâr min Mi’yâri’l-Ezhâr isimli eserde adı geçenler

Lâlenin ismi

Nukûş

Resm-i sağâr

Fetîle-i derûn

Kitâbe-i derûn

Berk-i derûn

Kad

Emzice

Derece

Sene

Âfitâb-ı gülşen

Mücellâ koyu göğez beyaz ile mülevven

Tavîl, bâdâmî, sûzenî

Siyah

Beyaz

Kasîr

Mutavassıt

Gâyet metîn ve küşâdı asîr

Karîb-i a’lâ

1155

Âfitâb-ı çemen

Yekrenk nebâtî

Mutavassıt bâdâmî, nişterî sûzenî

Siyah

Nebâtî

Kasîr

Mutavassıt

Rehâvetlice

Evsat

1155

İ’câz-ı gülşen

Unnâbî levni istakoziye mail nebâtiyle mülevven

Kebîr bâdâmî hançerî

Siyah

Siyah

Müsâvî

Bâlâ

Metîn

Evsat

1155

Beşîr-i ikbâl

Açık unnâbî nebâtiyle mülevven

Tavîl bâdâmî sûzenî

Siyah

Siyah

Müsâvî

Mutavassıt

Metîn

Karîb-i a’lâ

1164

Muhtâr-ı gülşen

İstakozî unnâbiye mail nebâtiyle mülevven

Kebîr bâdâmî hançerî

Siyah

Siyah

Müsâvî

Bâlâ

Metîn

Evsat

1165

Muallâ turuncu

Koyu turuncu sarı ile mülevven

Kebîr bâdâmî hançerî

Sarı

Koyu sarı

Müsâvî

Bâlâ

Metîn

Evsat

1165

Ni’met-i celîl

İstakozî turuncuya mail beyaz ile mülevven

Müfred tavîl bâdâmî

Siyah

Nebatî

Müsâvî

Kasîrce

Metîn

Vasat-ı karîb

1162

Kaynak: Tabîb Mehmed Aşkî, Takvîmü’l-Kibâr min Mi’yâri’l-Ezhâr, Seyit Ali Kahraman, Şükûfenâme: Osmanlı Dönemi Çiçek Kitapları, İBB Kültür A.Ş. Yayınları, İstanbul 2015 içinde, ss.207-332, s.218-260.

 

KAYNAKLAR

---, İlmiye Salnamesi, Matbaa-i Âmire, (İstanbul) 1334.

(Altınay), Ahmed Refik, Lâle Devri, İstanbul 1331.

Berk, Süleyman, İstanbul’un 100 Hattatı, İBB Kültür A.Ş. Yayınları, İstanbul 2012.

Fidan, Zehra, Şükûfe-Nâmeler ve Şehr-Emîni Câmi Hatibi Mehmed bin Ahmed el-Ubeydî’nin Tezkire-i Şükûfeciyânı Netâ’icü’l-Ezhâr, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Prof. Dr. Cihan Okuyucu, Yıldız Teknik Üniversitesi SBE Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, İstanbul 2015.

Kahraman, Seyit Ali, Şükûfenâme: Osmanlı Dönemi Çiçek Kitapları, İBB Kültür A.Ş. Yayınları, İstanbul 2015.
Özcan, Tahsin, “Veliyyüddîn Efendi” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul 2013, c.XLIII, ss.40-42.
Sayıoğulları, Recep Sadri, Türk Ta’lik Yazı Ekolünün Doğuşunda Şeyhülislâm Veliyyüddin Efendi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Yrd. Doç. Dr. Muhittin Serin, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Geleneksel Türk El Sanatları Eski Yazı (Hat) Anasanat Dalı, İstanbul 1991.

Yaran, Cafer Sadık, “Lâle Delili: Estetikten Etiğe ve Metafiziğe”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 2009, c. IX, sayı:2, ss.23-36.