Halk, ülke, devlet anlamına gelen, Türkçe el (il) isim kökünden türeyen “elçi” (ilçi) kelimesi “bir devleti başka bir devlet katında temsil eden kimse” veya “bir uzlaşma sağlamak, bir iş bitirmek için birinin yanına gönderilen kimse” olarak tanımlanır. Elçilerin seçimi, mâiyeti, kabûlü, hediyelerin seçimi ve takdîmi târih boyunca devletlerin titizlikle belirledikleri kurallar çerçevesinde ilerlemiştir. Elçilerin ağırlanması, yiyecek, yatacak, binecek (at veya araba) masrafları ve bunların karşılanması devletlerin özenle tâkip ettikleri bir süreçtir. Çünkü elçilik, hükümdarların yabancı hükümdarlar nezdinde temsil edildiği en yüksek makamdır. Fethi müteâkip İstanbul’da önce Venedik ardından Lehistan, Rusya, Fransa, Avusturya, İngiltere ve Hollanda dâimî elçilikleri kurulmuştur. Buna mukâbil Osmanlıların ilk dâimî elçisi III. Selim döneminde atanmıştır. Ancak buna gelene kadar kısa süreli gönderilen çok sayıda elçiden söz edilebilir. Bunlardan en bilineni Fransa’ya gönderilen Yirmisekiz Mehmed Çelebi Efendi’dir.
Lâle devri Osmanlı-Fransa münâsebetleri açısından ilklere sahne olur. Fransa’nın İstanbul sefîri Marques de Bonnac ile Osmanlı sadrâzamı Dâmat İbrahim Paşa arasındaki dostluk netîcesinde Osmanlı devleti Fransa’ya bir elçi göndermeye karar verir. Elçilik için seçilen ilk kişi Fransız sefir de Bonnac tarafından tasvip edilmeyince yerine “fevkalâde elçi” sıfatıyla Yirmisekiz Mehmed Çelebi seçilir. Amaç, Batı’daki ilmî ve fennî gelişmeleri yakından tâkip etmek ve iki ülke arasındaki dostluğu pekiştirmektir. Bu göreve tâyin edilen Mehmed Çelebi, oğlu dîvan kâtibi Mehmed Said Efendi’nin de içinde olduğu seksen kişiden oluşan sefâret heyetiyle, 7 Ekim 1720 günü Fransız sefir Marques de Bonnac’ın temin ettiği bir Fransız tüccar kalyonuyla pâyitahttan yola çıkar. Mehmed Çelebi’nin döndükten sonra III. Ahmed ve sadrâzam Dâmat İbrahim Paşa’ya takdim ettiği sefâretnâmesi sâyesinde, Osmanlı heyetinin Fransa seyahati süresince bütün yaşananlar (rûz-merrevâki’ olan vekâyi’), temasta bulunulan kimseler ve ziyâret edilen yerler günü gününe ayrıntısıyla bilinmektedir.
Uzun ve meşakkatli bir gemi yolculuğundan sonra Fransa topraklarına ayak bastıklarından îtibâren Mehmed Çelebi’nin yanında hemen her şartta hazır bulunan atları görürüz. Elçilik heyeti nehir yoluyla Bordeaux’a yedi saat mesâfedeki Blaye kalesine vardığında Fransa kralının mîrâhuru olan beyzâde, gelenleri özel hazırlanmış süslü koşum takımlarıyla donatılmış 12 yedek at ile karşılar. Bu yedek atlardan birinin koşumları mücevher taşlarla süslenmiştir. Bunun yanında bir de araba hazırlanmıştır. Zîra Mehmed Çelebi, Fransa içinde nehir üzerindeki yolculuğun meşakkatli geçmesinden dolayı vardıkları yerde kendilerine araba ve iyi beygirler hazırlanmasını talep etmiştir. Araba bunun üzerine Paris’ten husûsi olarak getirtilir. Ata veya arabaya binme tercîhi elçiye bırakılır. Mehmed Çelebi, mevsimin kış, havanın soğuk ve yağmurlu olması nedeniyle arabayı tercih eder. Yolculuk esnâsında bâzen arabadan inip atlara bindiği de olur. Bu tercih ilk defa geldiği bir ülkede etrâfı daha rahat temâşâ etmek isteğinden doğmuş olabilir. Çelebi’nin mâiyeti ise bütün yolculuğu atlarla yapar. Çelebi’nin zaman zaman getirilen bâzı atların zayıf ve hâlsiz olduğundan şikâyetle yolda ilerlemenin zorluğundan bahsettiği de görülür. Bu şikâyeti, iyi atlar istemesine rağmen gelen atların kuvvetli olmamasından kaynaklanmaktadır. Atlar muhtemelen arabalardan farklı olarak Paris’ten değil de Blaye bölgesinden getirilmişti. Bu sebepten arabaların seçiminde gösterilen ihtimâmın atların seçimi için gösterilmediği anlaşılmaktadır. Paris’e doğru giden yol boyunca Osmanlı elçisi ve mâiyetinin varacakları her şehir ve kaleye bir saatlik mesâfe kaldığında Fransa ordusu veya şehir ahâlisinden bâzı atlılar kendilerini karşılamaya gelip şehre vardıklarında konaklayacakları eve kadar alay düzenlerler. Potiers şehrinde konaklandığı bir sırada kralın mîrâhuru ile birlikte onlara eşlik eden kaftancı beyzâdeye Paris’ten bir mektup ulaşır. Bu mektupta elçi ve mâiyetinin ağırlanması için hazırlanan saray, yapılacak merâsim, heyetin kimler tarafından karşılanacağı gibi hususlar detaylı bir şekilde îzah edilir. Mehmed Çelebi burada herhangi bir detay aktarmamış olsa da sefâretnâmenin devâmında gelişen olaylardan, hazırlıklarla ilgili ayrıntıları öğrenebiliriz.
Elçi ve mâiyeti, bir Osmanlı elçisinin Paris şehrine girişinin lâyıkıyla vukû bulması için gerekli hazırlığın yapılması amacıyla Paris yakınlarında kendilerine tahsis edilmiş bir saraya gelirler. Burada ilk olarak Paris’e giriş ve ardından kralın huzûruna çıkış için hazırlık yapılacaktır. En önemli konu ise şehre nasıl girileceğidir. Kraliyetin protokol görevlisi ile Mehmed Çelebi birlikte bu mesele üzerinde çalışırlar. Hazırlık sürecinde kararlar genel yönleriyle Osmanlı elçisine bırakılır. Ata binecek adam sayısına göre kralın ahırından en mükemmel atların seçilmesi ve hazırlanması, kaç yedek ata ihtiyaç duyulduğu, nasıl bir merâsimle şehre girilmek istendiği gibi detaylar üzerinde istişâreler yapılır. Mehmed Çelebi alayda yer alacak atlarla ilgili talebini şöyle dile getirir: “Birine biz bineriz, altı yedek çeken at gerekir; ayrıca kırksekiz neferin binmesi için de mükemmel atlar lâzımdır.” Çelebi, protokol görevlisinin elindeki deftere bu sözleri aynen kaydettiğini belirtir. 16 Mart 1721 Pazar günü kral mîrâhurlarından Mösyö Cognard, Çelebi Mehmed Efendi’nin heyetindeki herkese birer at olacak şekilde; elçilik heyeti içindeki Mehmed Çelebi’nin oğlu dîvan kâtibi Mehmed Said Efendi için yuları süslü bir kısrak, Çelebi’nin kethüdâsı için mükemmel bir at, diğer mâiyet halkına ise rütbelerine göre yine mükemmel atlar verir. Çelebi için ise saltanat arabası getirtilir. Mareşal, “Kralımız kendi arabasını sizin için gönderdiler ve bütün devlet ileri gelenlerimiz kendi arabalarını size ikram olsun diye göndermişlerdir.” diyerek bu süslü arabayı takdim eder. Fakat arabalar alayın en sonunda içi boş olarak hareket eder. Çünkü elçi Mehmed Çelebi, sefir alayının arasında Paris’e at üzerinde giriş yapmayı tercih etmiştir. Alayın yürüyüş sıralaması ise Çelebi’nin ifâdesiyle şu şekildedir:
Alayın yolculuğu, geniş Parissokaklarına rağmen halk kitlesinin büyük merâkı nedeniyle oldukça yavaş ilerleyebilmiştir. Aslında bu merak, dönemin en kudretli devletlerinden biri olan Osmanlı imptorluğundan gelen heyetteki insanların bizzat kendilerine, davranışlarına, kılık kıyâfetlerine yöneliktir. İlgi o kadar yoğundur ki Mehmed Çelebi, altı çukadarın (hizmetlinin) izdiham dolayısıyla yanlarında değil, ancak önlerinde ilerlediklerini belirtir. Arabalar yerine atların üstünde yapılan yolculuk halkın ilgisine bir teşekkür mâhiyetindedir. Bu ihtişamlı alay halkın yoğun ilgisine mazhar oladursun, Mehmed Çelebi deniz yoluyla geldikleri için gerektiği gibi bir alay düzenleyemediklerinden yakınır. Diğer taraftan kısa sürede hazırlandıkları için çokça övgü aldıklarını, hatta kralın mâiyetinin kendisine, “Paris şehri şimdiye kadar böyle bir alay görmemiştir!” diyerek, samîmî kanaatlerini îtiraf etmek mecbûriyetinde kaldığını ifâde eder. Nihâyet Paris’te kalacakları konağa gelen elçilik heyeti, 21 Mart 1721 Cuma günü kralın huzûruna çıkar. Kral bu ağırlamada Osmanlı heyetine eşlik etmesi için Prens Lambesc’i görevlendirir. O güne kadar Paris’e gelen elçilerin hiçbirinin hizmetine mareşal veya prens verilmemiştir. Böyle bir davranış, kralın Osmanlı devletine göstermek istediği dostluğun apaçık bir ifâdesi olmuştur.
Yirmisekiz Mehmed Çelebi ve mâiyeti için kral tarafından ağırlanacakları gün için de ayrı bir alay tertip edilir. Bu alay da diğeri gibi ihtişamlıdır. Halk Osmanlıları görmek için kalabalıklar hâlinde yollara dökülür. Mehmed Çelebi halkın ilgisi ve meraklı bakışları eşliğinde kâtibî destâr, ferâce ve samur kürk giymiş vaziyette, dîvan takımı ve kilimle eyerlenmiş atıyla ilerlemektedir. Bahçe tarafından kralın sarayına girdiklerinde ise “ak atlı” ve “siyah atlı” olarak adlandırılan muhâfız alayları tarafından karşılanırlar. Bunlar, Fransa ordusunun en gözde ve değerli asker asilzâdeleri ve beyzâdelerinden oluşmaktadır. Elçilik heyeti, sonraki gün kral için hazırlanan hediyeleri kethüdâ vâsıtasıyla vezîre gönderir. Bu hediyelerin en önemlisi yine kıymetli iki attır. Mehmed Çelebi bu atları, “koşumsuz başka bir at” ve “değerli, renkli sırmalarla işlenmiş, beyaz dîbâ kesme süslü, üzengisi gümüşle donatılmış bir midilli” olarak târif eder. Bunun dışında krala takdim edilen diğer hediyeler ise muhtemelen koşumsuz at için kullanılabilecek krallara mahsus bir at takımı ve minder, ok ve yayları oldukça gösterişli pek ustaca işlenmiş bir küçük ok muhâfazası, dokuz top Rûmî dîbâ, altı top Hindî ağabâni cinsi kumaş, bir kakum kürk ve dört okka olmak üzere sekiz şişe de hâlis belesan kokusudur.