Süheyl bey hep “yeni bir çıkış yapacaksanız Selçuklu tezhibini çok iyi bilmeniz gerekir” dediği için, Cahide hanım 1958 yılında hazırladığı icâzet çalışmasına Selçuklu dönemi tezhibi uygular. Süheyl bey icâzet yazısında “zengin mazimizden yola çıkan Cahide Birdevrim Keskiner’in ince sanat dünyamızda çok ileri mertebeye vararak Türk süslemesinde rönesansımızı gerçekleştirdiğini” ifade etmektedir. Ancak eser, daha bu satırlar yazılmadan, Brüksel’deki Türk fuarında sergilenmek üzere sergi komiseri Adnan Ötüken tarafından bazı başka eserlerle birlikte Nakışhaneden alınır ve fuarda satılır. Bir daha da icâzet çalışması hazırlamak kısmet olmaz.
Cahide hanım, Paris Modern Sanat Müzesi’nde düzenlenen Milletlerarası Kadın Sanatçılar Sergisi’ne (Le Club International Féminin) 1960-61-62 yıllarında Zerrin Bölükbaşı, Maide Arel, Nazlı Ecevit, Lerzan Bengisu, Nermin Faruki gibi sanatçılarla birlikte katılır.
Cahide hanım hattat Macid Ayral’dan üç yıl hat dersi alır. Macid bey Mısır Akademisi’ne hoca olarak gidince dersler hattat Bekir Pekten ile devam eder. Tezhibin katı kurallarından biraz uzaklaşmak istediğinde Moda’daki evine gittiği hattat Kamil Akdik’in oğlu ressam Şeref Akdik ona Holbein portreleri çalıştırır. Macid bey de Şeref bey de yumuşak, sakin, zarif insanlardır.
Cahide hoca, Süreyya hanımın Enstitü’de öğle arası pişirdiği -o zamanlar daha yeni çıkan- hazır çorbaların ve ders çıkışı içmeye gittikleri Vefa bozasının lezzetini unutamıyor. Süheyl bey “bozayı çok içmeyin, başınız dumanlanır” diye uyarır, bozayla birlikte leblebi yemişse akşam yemeği yemez, kilosuna dikkat eder, açlığını yanında taşıdığı akide şekeriyle bastırır, yetmişbir kiloyu hiç aşmaz.
Bir gün ilginç bir olay yaşarlar. Haremdeki cariyeler koğuşunda gezerlerken Azade hanım Cahide hanıma yasemin kokusu aldığını söyler. Durumdan bahsettikleri saray müdürü, “şu anda yasemin yok ama yıllar önce Kuzey Afrikalı cariyeler memleketlerinden getirdikleri yasemini yetiştirirlermiş, Azade hanım bu kokuyu hissetmiş” der.
Süheyl beyin Cahide hanım ve Azade hanımı Halil Ethem Paşa’nın oğlu Halil Ethem beyin Boğaz’daki yalısına yemeğe götürmesi, Halil Ethem beyin babasıyla Cahide hanımın dedesinin yıllar önce birlikte çalıştığını keşfetmelerini sağlar.
Nisan aylarında Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusunu minik beyaz lâleler kapladığında Süheyl bey ders sonrası “hadi çiçek toplamaya gidelim” der, ama kıyamayıp sadece bir dal koparır. Kurutup, altına “Hallâkına hayran olarak” yazdığı lâle dalını Cahide hoca 1955 yılından beri saklıyor.
1965 yılında Almanya ve Avusturya’dan gelen mühendis ve teknisyenlerin yardımıyla Yıldız Porselen Fabrikası kurulurken, Süheyl bey kendisine danışan Sümerbank Genel Müdürü’ne Cahide hanımı tanıştırır. Süheyl beyle çalışmalarını aksatmak istemeyen Cahide hanım haftada üç gün çalışmak şartıyla fabrikaya Türk Süsleme Sanatları Uzmanı olarak atanır ve ilk Türk Süsleme Atölyesi’ni kurarak şef olur. Bir süre sonra da Muhsin Demironat fabrika müdürü olarak göreve başlar.
O dönemde tezhipte Süheyl Ünver grubu ile Muhsin Demironat grubu vardır ve ikisi pek anlaşamazlar. Süheyl bey Muhsin beyin müdür olduğunu öğrenince “eyvah” der. Muhsin bey, Süheyl bey dolayısıyla tavırlı olduğu Cahide hanımı odasına çağırır ve atölye şefi olarak kendi öğrencisi Nezihe Bilgitay’ı getirmek istediğini söyler. Bu durum personel arasında gerginliğe yol açar, Cahide hanımın gitmesini istemezler.
Süheyl bey icâzet yazısında“zengin mazimizden yola çıkan Cahide Birdevrim Keskiner’in ince sanat dünyamızda çok ileri mertebeye vararak Türk süslemesinde rönesansımızı gerçekleştirdiğini” ifade etmektedir.
Cahide hanım ayrılacağı zaman Muhsin bey odasına çağırır, “bak kızım sana kaba hareketim olduysa çok şey yaşadığıma yor, seni tanıdığıma çok memnun oldum, çok iyi terbiye almışsın, istersen kalabilirsin” der. Cahide hanım kalmayı düşünmediğini, önemli olanın Yıldız Porselen’in kurulması olduğunu söyler. Muhsin bey “Süheyl’e gidiyor musun?” diye sorar, “tabii efendim” cevabını alınca sessiz kalır. Uğurlarken “her zaman beklerim” der.
Cahide hanım zamanında Yıldız Porselen’de çok sayıda orijinal eser üretilir. Devlet tarafından hediye edilmek üzere Kennedy ve Kral Faysal portreli çini tabaklar yapan Cahide hanım Kennedy’den teşekkür mektubu alır. 1966 yılında Ürdün Kralı Hüseyin ve Kraliçe Zeyn İstanbul’a gelişlerinde Yıldız Porselen’i gezerler. İstekleri üzerine fabrikanın ticaret şefi Faruk bey ve Cahide hanım porselen ve desen örnekleriyle kraliçeyi Hilton otelinde ziyaret ederler. Samimi, mütevazı, zarif kraliçe, üç iplik rûmî desenini beğenir, rengini seçer ve Zahran Sarayı için üçyüz parçalık sofra takımı sipariş verir. Kraliçe, Cahide hanımı Zahran Sarayı’na davet eder ama hoca davete icabet edemez.
Cahide hanım, o dönemde yemek parasına hilye yazacak kadar muhtaç durumda olan hattat Hamid Aytaç’a madden destek olmak için yirmi adet sülüs istif ısmarlar ve bunları porselen tabaklara uygular. Yıllar sonra Yıldız Porselen’i ziyaret ettiğinde o hatların arşivde olmadığını öğrenir, üzülür.
Cahide hanım Yıldız Porselen’den ayrıldıktan sonra evinin alt katındaki atölyesine fırın kurar, çini üretir, Tünel Narmanlı Han’daki teşhir galerisinde satışa sunar. Çok sayıda sergi açar. Amerikan Konsolosluğu’na yaptığı bahar ağacı desenli çini pano on yıl sonra yeni konsolosluk binasına taşındığında açılışa davet edilir.
Cahide hanım 1976 yılından başlayarak İstanbul Devlet Konservatuvarı, Şişli Terakki Lisesi, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi, Yapı Kredi Bankası ve Kadıköy Aziz Berker Kütüphanesi’nde eğitim görevlisi olarak Türk Süsleme Sanatı dersi verir. 1978 yılından itibaren İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde iki yıllık halka açık bir eğitim programı yürütür.
1980 yılında Topkapı Sarayı Nakışhanesi eğitim ve yönetim kurulu başkanı olan Cahide Hanım, Melek Antel, Semih İrteş ve Mamure Öz’ü eğitim kadrosuna alır. 1982 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanarak Uygulamalı Türk Süsleme Sanatları Kursu ismini alan Nakışhane, başarılı faaliyeti dolayısıyla akademiye bağlanmak istenir ancak eğitim kadrosu bunu tercih etmez.
Lise seviyesinde bir okul olan akademi üniversite olunca Muhsin Demironat ve Emin Barın gibi hocalar profesör kadrosuna geçer. Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Erdoğan Aksel, grafik sanatları hocası Emin Barın ve çini hocası Kerim Silivrili Cahide hanıma üniversitede hoca olmayı teklif ederler. Üniversite mezunu olmayan Cahide hanım sanatta yeterlilik sınavına girerek tez sunumu yapar. Hocaların, öğrencilerin ve dışarıdan isteyenlerin katıldığı sunum dörtbuçuk saat kadar sürer. Hatta edebiyat ve sanatta yetkinliğiyle tanınan emekli büyükelçi ve eski Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fuat Bayramoğlu doçentlik tezi veriliyor zanneder.
Senato kararıyla Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Bölümü öğretim görevlisi olan Cahide hanım, Tezhip, Minyatür, Tasarım – Uygulama ve Geleneksel Türk Sanatları Tarihi dersleri verir. Öğrencilerinin sanat tarihi, resim ve grafik tasarım derslerini de almaları gerektiğini düşünür, bunu yönetime kabul ettiremez ama Topkapı Sarayı Kütüphanesi Müdürü Filiz Çağman’ın dersleri görsel olarak tamamlayan slaytlı sunumlar yapmasını sağlar. 8 yıl süren üniversite hocalığından sonra çalışmalarına Moda’daki atölyesinde devam eder.
Cahide Hanım bir kedi dostudur. Evi, atölyesi, bahçesi hayatı boyunca kedisiz kalmamıştır. Kızı Ferda hanım, annesinden aldığı görgüyle sokaktan topladığı kedileri eve getirir, besler, hasta olanları tedavi eder. Yıllar önce yaralı halde bulup getirdiği Sarman hep atölyenin baş köşesinde olmuştur. Hattat Hamid bey 30 Mayıs 1968’de evlerini ziyaret ettiğinde kedilerin âsûde hayatına gıpta eder ve oracıkta bir kâğıda “Hubbu’l-hürre mine’l-iman” (kediye muhabbet imandandır) yazıverir. Cahide hanım da günün hatırası olarak ona kendi yaptığı bir seramik vazoyu hediye eder.
Hocamın sanata bakışını anlatan bazı sözlerini derlemeye çalıştım.
“GELENEK İLE YENİLİK ARASINDAKİ DENGE ÖNEMLİDİR”