Z Dergi Mobil Uygulamasını
ÜCRETSİZ HEMEN İNDİRİN!

Mobil Websitesine Devam Et >>

Avrupa’da Sanatın Suda Yansımaları
Serhat Kula

Yazı Boyutu: a a a
Okuma Modu

Avrupa’da Sanatın Suda Yansımaları
Serhat Kula

http://www.zdergisi.istanbul/makale/avrupada-sanatin-suda-yansimalari-143

Antik Yunan’da gelişen felsefe ile birlikte suyu, Batı medeniyetinin düşünsel geleneğinin temelinde, kurucu bir unsur olarak görürüz. Düşünce sistematiğinin ilk temrinlerini başlatan suyun etkisi bununla sınırlı kalmamış, hayâtın pratiklerine de sızmıştır. Artık, şehirlerin planlanmalarında ve mitolojik canlandırmaların üç boyuta dönüştüğü sanat eserlerinde, “Atina Okulu” diye isimlendirilen mîmârî akımın birçok örneğinde, saflığın ve arınmanın bir sembolü olan suyun ışıltılı yansımaları vardır.

Yunan sözlü ve yazılı târihinin en önemli efsânelerinden olan Odysseia destânına konu edilen deniz savaşları ve su ile hayat ilişkisini anlatan kahramanlık hikâyeleri, sonraki dönemlerde yaşayan sanatçılara ilham kaynağı olarak antik kent kalıntılarındaki mozaiklerde ve seramik süslemelerinde yaşamaktadır. Roma döneminde inşâ edilen hamam ve güzellik banyoları için yapılan havuzlar, su kültürünün diğer eserleri arasında zikredilebilir.

Hıristiyanlığın yayılmasıyla birlikte Roma’da suyun ifâde ettiği anlam yeni bir boyut kazanır; yeni paradigmada su, günahlardan arınmanın, saflığın en güçlü sembolüdür. Bu algılama biçimi aynı zamanda sanatta da imgesel bir derinliğin oluşmasına imkân sağlar. Ortaçağ el yazmalarındaki minyatürlerde Hz. İsa’nın vaftiz edilme sahnesi sıkça betimlenir. Bu betimler, hem ikonografik niteliğiyle hem de renk tercîhi, kompozisyon tekniği gibi üslup özellikleriyle birçok ilki barındırır. Kilise ve şapel mîmârîsinde kullanılan vitray minyatürlerde, melek ve aziz konulu tasvirlerin suyun sağladığı ilâhî arınmışlıkla ve söz konusu teknikler kullanılarak işlendiği görülür.

Ortaçağ ve Rönesans çağında resmin gelişimi, teknik buluşların üretimine zemin hazırlaması bakımından oldukça önemlidir. Tarım kültürü içinde oluşan su ihtiyâcını gidermek, suyun fizikî imkânları ile enerji elde etmek ve hastalıklardan korunmak için su temîni sağlamak adına üretilen çözümlerin resmedildiği eskiz ve tablolar, dönemin estetik algısını da yansıtmaktadır. Bu konuda en zengin koleksiyona sâhip sanatçı, Leonardo Da Vinci’dir. Su hareketlerinden yola çıkarak tasarladığı kara kalem teknik çizimler, büyük ustanın estetik algısınının nasıl pratiğe evrilebildiğini dâhîce ortaya koymaktadır.

Rönesans dönemi resimleri, efsânelerden ve din merkezli göndermelerden tam olarak arınmış sayılmaz; ancak tarım kültürünün ve gündelik hayâtın içinde insan, tabiat mekânlarıyla birlikte toplum, değer gören bir mesele olarak ele alınmıştır. Dönemin ruhûyla özdeşleşmiş sanatçılardan Pieter Brueghel’in ilginç resimlerinde suyun kent hayâtındaki görünümlerini tâkip etmek gerçekten heyecan vericidir.

Rönesans’ta, resim sanatının yanı sıra insanın mükemmel formlarını ortaya koyan heykel sanatı da temeyyüz etmiştir. Bu dönemde meydan heykelleri ve fasad portreleri ile sanat târihine muhteşem örnekler kazandırılmıştır. Âbidevî meydan çeşmeleri bundan pekâlâ nasîbini alır. XVII. ve XVIII. yüzyılın son çeyreğinde İtalya, İspanya ve Fransa’da inşâ edilen meydan çeşmeleri ve saray havuzları, heykel sanatının hayranlık uyandıran örnekleriyle donatılmıştır.

XVII. ye XVIII. yüzyıla damgasını vuran barok üslûbun kendine özgü detayları yine su yapılarında kendini göstermektedir. Bu dönemin sanatçılarının hayat tarzlarından anlaşılacağı üzere, eserlerde sıkça çıkılan seyahatlerden edinilen izlenimlerini yansıtan eklektik vurgular tespit edilebilir.

Bugün dünya müzelerinde su kültürünü yansıtan sanat eserleri arasında en çok rastladığımız örnekler hiç kuşkusuz neoklasik ve romantizm akımları ile ortaya konmuş, XIX. yüzyıla damga vuran çalışmalardır. Ludolf Bakhuizen, Caspar David Friedrich, Johann Martin von Rohden gibi isimleri klasikleşmiş ressamların su betimleri gerçekten büyüleyicidir.

XX. yüzyıla gelindiğinde ise Avrupa sanatının geçirdiği kabuk değişimini yorumlamak isteyenlere, yine mezkûr tema üzerinden iz sürmek etkili sonuçlar verir. Sanatçıların zihinlerinde oluşan estetik kompozisyonlar, öznel duyarlığa son derece açık ve belki de ona tamâmen teslim olmuş durumdadır. Empresyonizm akımı, bu yeni düşünce tarzının su üzerindeki izdüşümünü birbirinden enfes örneklerle ortaya çıkarır; C. Monet bu alanda başı çeken isimlerden biridir. Van Gogh ve C. Pissarro gibi ustaların kanal, göl, deniz kıyısı gibi, durgun veya dalgalı resmettikleri su tabloları, tabiat kültürünün zaman içinde sürekli değişen insan zihniyetiyle nasıl ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu kanıtlar.