Z Dergi Mobil Uygulamasını
ÜCRETSİZ HEMEN İNDİRİN!

Mobil Websitesine Devam Et >>

Byzantion'dan Konstantinapolis'e Şehrin Kuruluş Efsaneleri
Özgür Vırlan

Yazı Boyutu: a a a
Okuma Modu

Byzantion'dan Konstantinapolis'e Şehrin Kuruluş Efsaneleri
Özgür Vırlan

https://www.zdergisi.istanbul/makale/byzantiondan-konstantinapolise-sehrin-kurulus-efsaneleri-166

Yakındoğu ve Avrupa arasındaki geçiş yolunu sağlayarak Karadeniz havzası ile Ege-Akdeniz dünyâsını bir araya getiren ve dar bir boğaz üzerine kurulu bir şehir görünümünde olan İstanbul, 330 yılında Roma İmparatoru Constantinus tarafındanbaşkent îlân edilmesinden 1453 yılında II. Mehmed’in şehri almasına değin geçen sürede Roma İmparatorluğu’na (1204-1261 arası Latin İmparatorluğu’na başkentlikyapmıştır) ve II. Mehmed’in şehri fethiyle berâber 1922 yılına kadar da Osmanlı Devleti’nebaşkentlik yaparak dünya târihi açısından önemli şehirlerden biri olmuştur.

Byzas'in Şehri 

Zamânının iki büyük gücüne başkentlik yapan şehrin mâzîsi köklü olunca bu mâzîye âit efsâneler de eksik olmamıştır. Zîra şehrin ilk kuruluşuna dâir yaygın efsâne MÖ. 659 târihinde bir Megara kolonisi olarak kurulduğu yönündedir ve efsâneye göre Megaralıların başındaki kumandanın adı Byzas’tır ve şehrin adı da bu kumandandan gelir. Bir başka efsâneye göre ise Byzantion’un kurucusu olan Byzas, Tanrı Zeus’un kızı Keroessa ile Deniz Tanrısı Poseidon’un oğludur. Byzas, doğduğu yerde bir şehir kurmuş ve şehre kurucusundan sebep Byzantion adı verilmiştir.1 Söz konusu olan bu son efsâne Troya Savaşı’ndan önceki dönemde MÖ II. binyıl efsânelerinden birinde geçer ve bir gün kentin Hera Tapınağı râhibelerinden Kral Inakhos’un güzel kızı Io’yu Zeus görür ve ona âşık olur. Sonrasında genç kızı sık sık ziyâret etmeye başlayınca kısa sürede Hera durumun farkına varır ve öfkelenir. Zeus da sevgilisini eşi Hera’nın gazabından koruyabilmek için Io’yu beyaz bir ineğe çevirir. Hera, hayvanın kendisine verilmesini ister ve ardından hayvanı alınca akrabası yüz gözlü dev Argos’un denetimine verir. Zeus da habercisi Hermes’i gönderir ve Hermes devi büyüleyerek öldürünce Hera, Io’ya bir at sineği musallat eder. Io da bu işkenceden kaçarak birçok yerleri aşar. Trakya üzerinden geçer, sonunda Kydaros (Alibeyköy Deresi) ile Barbyses (Kağıthâne Deresi) ırmaklarının Khrysokeras’ın (Altınboynuz=Haliç) bitimindeki balçık denize döküldükleri Semystra (Eyüp) adı verilen yere gelir. Burada Zeus ile olan ilişkisinden bir kız çocuğu dünyâya getirir.2 Byzantion’lu Dionysios, bir at sineği tarafından rahatsız edilmeye devam eden ineğin, daha sonradan Byzantion’un kurulacağı burna doğru kaçtığından dolayı boğazın adının “Bosporos”, yâni “İnek Geçidi” olduğunu, bugünkü Sarayburnu’nun ise “Bosporos Akra”, yâni “Bosporos Burnu” olarak adlandırıldığını ifâde eder.3

Alnında boynuz biçiminde çıkıntılar olmasından dolayı bu çocuğa Keroessa (Boynuzlu) adı verilir. Keroessa genç kızken, güzellikte Trakya kızlarını geçtiğinden Poseidon ona âşık olur ve sonra bu ikisinin Byzas adında bir oğulları olur. Trakya kökenli bu isimden hareketle şehrin ilk efsâneleri de Trakyalılarla ilişkilendirilir. Yerel bir efsâneye göre, söz konusu çocuk Trakyalı Nymphe (Su Perisi) Bizye tarafından büyütüldüğü için Byzas adını almıştır. Diğer bir yerel söylenceye göre ise Byzas, nymphe Semystra’nın çocuklarından biridir.4

Byzas ergenliğe erişince Trakya liderlerinden Medias onu bölgeyi zarâra uğratan vahşi bir hayvanla mücâdeleye yollar. Byzas bu hayvana karşı gâlip gelerek Kydaros ile Barbyses derelerinin birleştiği yerde yere devirdiği bir boğayı tanrılara kurban eder. Ancak bir kartal sunağın üzerinden boğanın kalbini kapar. Uçarak Khrysopolis’in (Üsküdar) karşısındaki Bosporos Burnu’na konar. Kartalı tâkip eden Byzas, Bosporos Burnu’na gelir. Burada bir kent kurmaya karar verir. Trakya kralı olan Byzas, Barbyses’in ölümünden sonra, onun kızlarından Phidaleia ile evlenir. Ardından doğduğu bölgede, adına izâfeten Byzantion’u kurar.5 Byzantionlu Stephanos, Etymologicum Magnum ve Eustathius, şehrin Keroessa ve Posedion’un oğlu Byzas ya da Megaralıların donanma komutanı Byzes tarafından kurulduğunu yazmalarına karşın, Byzantion adının şehrin kurucusu Byzas’tan geldiği bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. Zîra Byzas değil de kentin kurucusu Byzes olsaydı, şehre “Byzeion” denmesi gerekirdi.6 Yine Azra Erhat da Mitoloji Sözlüğü’nde Byzas’ı Bizans’ın kurucusu olarak açıklamaktadır.7 Lâkin bunun aksine Patria Constantinopoleos’a göre Byzas, kenti mitolojik bir kahraman olan Antes ile kurmuştur ve bu sebeple iki kahramânın adlarının ön ekleri bir araya getirilmesinden kentin adı çıkar: Byz-Ant-ion.8

Byzantion’un kurucusu olan Byzas, Zeus’un kızı Keroessa ile deniz tanrısı Poseidon’un oğludur. Byzas, doğduğu yerde bir şehir kurmuş ve şehre kurucusundan dolayı Byzantion adı verilmiştir.

Byzantion, Eusebios’a göre, MÖ yaklaşık 659, Lydus’a göre ise 628/625 yıllarında kurulmuştur. Yine Eusebios’a göre, Byzantion Kalkhedon’dan 26 yıl, Miletoslu Hesykhios’a göre 19 yıl, Herodotos’a göre ise 17 yıl sonra kurulmuştur.9 İstanbul’un târih sahnesine çıkması pek tabiîdir ki kehânet ya da efsâneler ile açıklanamaz. Zîra Antikçağ mitrografları, olaylara “prohellenlik” perspektifinden yaklaştığı için bu durum Helen varlığını meşrûlaştırma ve yörede ikâmet eden otokton halkları yok sayma durumuna neden olur. Oysa Byzantion, Karadeniz ticâretinin en önemli noktalarından biridir ve öncesinde söz konusu alanda “Lygos” adında bir yerleşim yeri mevcuttur ve de Trakyalılar bölgede son derece etkindir. Bütün bunlar düşünüldüğünde Byzantion’un kuruluşunun ne denli zorlayıcı bir süreç gerektirdiği anlaşılır ve bu durumda efsâneler önemini yitirir. Kezâ Eskiçağ bilimlerinin farklı alanlarından edinilen sınırlı veri, Kalkhedon’u MÖ 685, Byzantion’u ise MÖ 668’de Megaralıların kolonize ettiğini ve bölgede var olan otokton toplulukların insiyatifi çerçevesinde Megaralıların bölgede varlıklarını sürdürebildiğini ortaya koyar.10

“Körler Ülkesi”nden Byzantion'a

Kentin kuruluşuyla ilgili bir diğer efsâne ise karşı yakayı ve Byzantion’u değerlendiren Pers Kralı I. Darious’un komutanı Khersonesos’un, “Kalkhedonlular o zaman kör olmalıydılar; zîra kör olmasalardı, kentlerini kurmak için ellerinin altında daha güzeli varken daha kötüsünü seçmezlerdi.” sözüdür. Fakat bu söz, Malkin ve Shmueli’ye göre gerçeği ifâde etmez. Onlar, Byzantion’un Trakya kısmında olduğundan vahşi Trak kabîlelerinin saldırılarından çekinildiği için Megaralılar ilk olarak daha güvenli ve kısmen daha avantajlı konumdaki Kalkhedon’a yerleştiği iddiasını dile getirerek bir körlükten ziyâde bilinçli bir tercîhe işâret ederler.11 Arslan Tekin’e göre ise Kalkhedon tercîhinin bilinçli bir tercih olma ihtimâli son derece yüksektir. Bu tercihte; kolaylıkla ve hızlıca tahkim edilecek hafi fçe yüksek tepeleri barındıran, tarıma ve hayvancılığa elverişli olması ile Kalkitis Adası’nda (Heybeliada) bakır ve berilyumun olması ve de yerli halk ile oluşturulan barışçıl koşullar bu tercîhi etkilemiştir.12 Ayrıca Byzantion’un kurulduğu Sarayburnu’na, kent kurulmadan önce Traklar yerleşmiş olduğundan bu bölgeye yerleşmek kolay değildi. Kezâ söylenceye göre Th asoslu Arystonymos’un oğlu Arkhias, Arheion’a (Ortaköy) gelip bir koloni kurmaya çalışır; onun bu girişimi, esâsında karada ve denizde üstünlük gösteren bu yeri Byzantion’un tehlikeye açık konumuna tercih ettiği anlamına geliyordu. Tabiî efsâneyi dikkate aldığımızda Arkhias’n da en az Kalkhedon’u kuran Megaralı Arkhias kadar kör olduğunu (!) söylemeli yiz. Ancak Kalkhedonlular tarafından bu girişim engellenir. Zîra uzun vâdede diğer yakada bir koloni kurma düşünceleri vardır ve bu kent de Byzantion olacaktır.13 Söz konusu bu durum, Byzantion’un kurulma aşamasına farklı bir açıdan yaklaşıp Megaralıların yayılma stratejilerini ortaya koyarak, efsânelerden farklı olarak dönemi içinde gerçekçi bir yaklaşım sunar.

Eusebios’a göre, Byzantion Kalkhedon’dan 26 yıl, Miletoslu Hesykhios’a göre 19 yıl, Herodotos’a göre ise 17 yıl sonra kurulmuştur.

Constantınus’un Şehri

MÖ II. yüzyılda Roma İmparatorluğu sınırları içerisine giren Byzantion’un kaderi 27 Şubat 272 târihinde kuzeybatı Balkanlarda bir imparator muhâfızı olan Constantinus’un oğlu olarak dünyaya gelen Constantinus’un tetrak* içerisinde yer bulmasıyla değişmiştir. MÖ 305 yılında iki augustus, Diocletianus ve Maximianus’un tetraklığı bırakması üzerine caesarları Gallerius ve (baba) Constantinus, augustus olmuştur. Batı’nın augustusu olan Constantinus’un 308 yılında İngiltere’de ölmesiyle yerine oğlu Constantinus geçmiştir. Lâkin 308 yılına kadar tetraklığı kabul görmediğinden 28 Ekim 312 târihinde Maxentius’u Roma yakınındaki Milvian Köprüsü’nde yenerek Batı Roma’nın; 18 Eylül 324’te Doğu’nun augustusu olan Licinius’u Khrysopolis’te, yâni bugünkü Üsküdar’da mağlup edince Constantinus hem Doğu’nun hem de Batı’nın tek hâkimi olarak târihe adını yazdırdı.14

Constantinus, Milvian Köprüsü’ndeki zaferini ilâhî bir yardımla kazandığını belirtir. Biyografi sini yazan Eusebius’a göre: “İmparator çarpışmadan önce gökyüzünde ‘Bununla fethet!’ yazılı bir haç görmüş ve ordusundaki kalkanların üzerine X (khi) ve P (rho), yâni Kristogram koyarak zaferi elde etmiştir.” Bir yıl sonra da (MS 313) Milano Fermânı’yla Hıristiyanlığı Roma’nın eşit bir dîni olarak kabul edecektir.15 Vaftiz olarak Hıristiyan olan ve bir azîze kabul edilen annesi Helena’ya rağmen, imparatorun kendi Hıristiyanlığının sâdece bir söylenceden ibâret olmasının16 sebebini efsâneler düzleminde anlamlandırmak, yine Byzantion’un “Nova Roma” olarak yeni başkent îlân edilmesi arasındaki bir bağlantı oluşturmak pek tabiîdir ki mâkul bir iş olarak görünmemektedir. Zîra efsâneye göre imparator, yeni bir başkent kurmayı amaçladığı sıralarda ilk olarak doğduğu şehir olan Naissus’u (Niş), Serdik’i (Sofya) ya da Tessalonik’i (Selânik) düşünürken sonrasında dikkatini Troya’ya çevirmişti; fakat Roma’nın kurucusu Eneas, İtalya ve Latium yolunu tuttuğundan Constantinus da buraları ziyâret etmiş, şehir kapılarını bizzat kendisi çizmiş, lâkin Sozomen’in belirttiğine göre bir akşam Tanrı, rüyâsında ona başka bir şehir bulmasını bildirmiştir. Constantinus da bu durum üzerine Byzantion’u başkent yapmaya karar verir.17 Bu karârın hemen ertesinde Constantinus, şehri hızlıca bayındır hâle getirme çalışmalarına başlar ve gene efsâneye göre, elinde bir asâ ile şehrin hudut taşlarını tespit ederken yanındakiler müstakbel şehrin geniş sâhası karşısında, “Yüce İmparator’um ne zaman duracaksınız?” diye sorar ve imparator da, “Önümde yürüyen durduğu zaman.” cevâbını vererek etrâfındakilere yapıp ettiklerini ilâhî bir kuvvetin yardımıyla gerçekleştirdiğini belirtmek istemiştir.18 Gel gelelim şehrin Byzantion’dan Nova Roma’ya dönüşümünün esas sebebini inanca dayalı söylencelerde değil, imparatorluğun topraklarının güvenliği noktasında aramak gerektir. Kezâ Roma model alınarak MS 324-330 târihleri arasında inşâ edilen ve 11 Mayıs 330 târihinde törenlerle açılan yeni başkentin seçiminde Constantinus’un, batı topraklarını ve Roma kentini barbarların (Franklar, Germenler, ve diğer Kuzey Avrupa kavimleri) akınlarından korumak ve imparatorluğu daha güvenli bir zemîne oturtmak arzusu ağır basmış olmalıdır.19 Ayrıca Constantinus, imparatorluğun ihtiyaç duyduğu tâze kanı ve itici kuvveti Hıristiyanlıkta bulabileceğini düşündüğünden olsa gerek, Hıristiyanlara özel bir ilgi göstermiştir. Kezâ onun dönemine kadar Hıristiyanlar Roma’da rahatsız edici bir dînin azınlığıydılar. Kimi zaman varlıklarına ve ibâdetlerine göz yumulan Hıristiyanlar kimi zaman da zulüm gördüler. Fakat Constantinus ile birlikte, Hıristiyanlık devletin resmî dîni olmasa da önceki konumuna göre üstün bir konuma erişmiştir. Bilhassa ordu ve askerler arasındaki durum bundan ibâretti.20 Zîra ilk olarak Milvian Köprüsü’ndeki zaferini gökyüzünde gördüğü “Bununla fethet!” yazılı bir haça bağlaması, sonrasında Milano Sözleşmesi ile Hıristiyanlığı Roma’nın eşit bir dîni olarak yasalaştırması, tamâmen ordu ve halk içindeki dinamik kitleyi imparatorluğun yararı noktasında kullanmaktan ibâret bir anlayıştır. Zîra kendisinin Pagan ve Yunanlı rûhuna Arius’un mezhebi daha yakın iken o 325’te İznik’te topladığı konsülde Arius’un kilise tarafından aforoz edilmesine son derece mutlu bir şekilde katılmıştır. Netîcede onun için kendi inançlarına yakın olan birinden ziyâde kendi yönetimi altında ve avcunun içinde olan bir kilise daha önemliydi.21

Byzantion, neredeyse sil baştan tekrardan îmar edilerek Nova Roma’ya dönüşmüş ve Constantinus’un ardından ise şehir kendi ismiyle, “Konstantinopolis” olarak anılmaya başlamıştır. Şehrin Roma dönemine âit kuruluş efsânelerine dikkat edilirse Constantinus’un Hıristiyanlıktan, daha doğru bir ifâdeyle Hıristiyanların dinamizminden yararlanma düşüncesinin etrâfında efsânelerin oluştuğu görülecektir. Zîra şehrin tercîhi, ardından îmârı dahi efsânelere göre Tanrı’nın yol göstericiliği sâyesinde olacaktır.

Netîce îtibâriyle diyebiliriz ki İstanbul’un kuruluşuna ilişkin değinilen efsâneler bununla sınırlı olmamakla birlikte Türklerin fethiyle birlikte şehrin efsânevî mâzîsine farklı telakkîler eklenmiştir. Yekûnda toplumların zamânın koşullarına göre içlerinde hâkim olan düşünce yahut inanç düzleminde hareket ederek geçmişe dönük efsâneleri nasıl kendi kültür dâireleri ekseninde şekillendirdiklerini, bu sûretle varlıklarını nasıl temellendirme yoluna girdiklerini anlamak bakımından efsâneler bize güzel bir hareket zemîni sağlarlar.

  1. Işın Demirkent, “İstanbul”, DİA, c. 23, 2001, s. 205.
  2. Murat Arslan, İstanbul’un Antik Çağ Tarihi Klasik ve Helenistik Dönemler, Odin Yayıncılık, İstanbul, 2010, s. 5-6.
  3. Arslan, age, s. 6.
  4. age, s. 6.
  5. age, s. 6-8.
  6. Prof. Dr. Murat Arslan, “Byzantion: Bir Kuruluş Söylencesi, Efsanelerden Tarihsel Dönemlere”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, sayı: 37, Ocak-Şubat 2014, s. 52.
  7. Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Yayınevi, İstanbul, 1984, s. 84.
  8. Arslan, agd, s. 50.
  9. agd, s. 54.
  10. agd, s. 55.
  11. Doç. Dr. Muzaffer Demir, “Körler Kenti” Kalkhedon ile Byzantion Kuruluş Hikâyesi”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, sayı: 37, Ocak-Şubat 2014, s. 58.
  12. Demir, agd, s. 59.
  13. agd, s. 66.
  14. Prof. Dr. T. Engin Akyürek, “I. Constantinus: Konstantinopolis’in Kuruluşu”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, sayı: 37, Ocak-Şubat 2014, s. 78.
  15. Akyürek, agd, s. 80.
  16. İlber Ortaylı, “Büyük Constantin ve İstanbul”, 28.05.2011 http://www.milliyet.com.tr/buyuk-constantin-veistanbul/ ilber-ortayli/pazar/yazardetay/29.05.2011/1395940/ default.htm (Son erişim: 10.11.2017).
  17. A. A. Vasiliev, Bizans İmparatorluğu Tarihi, çev. Arif Müfid Mansel, Maârif Matbaası, Ankara, 1943, s. 71.
  18. A. A. Vasiliev, age, s. 71.
  19. Akyürek, agd, s. 80.
  20. İlber Ortaylı, “Büyük Constantin ve İstanbul”, 28.05.2011, http://www.milliyet.com.tr/buyuk-constantin-veistanbul/ ilber-ortayli/pazar/yazardetay/29.05.2011/1395940/ default.htm (Son erişim: 10.11.2017).
  21. İlber Ortaylı, “Büyük Constantin ve İstanbul”, 28.05.2011 http://www.milliyet.com.tr/buyuk-constantin-ve-istanbul/ ilber-ortayli/pazar/yazardetay/29.05.2011/1395940/default. htm (Son erişim: 10.11.2017).

KAYNAKÇA

Demirkent, Işın, “İstanbul”, DİA, c. 23, 2001, s. 205-212.
Arslan, Murat, İstanbul’un Antikçağ Tarihi Klasik ve Helenistik Dönemler, Odin Yayıncılık, İstanbul, 2010.
Arslan, Murat, “Byzantion: Bir Kuruluş Söylencesi, Efsânelerden Târihsel Dönemlere”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, sayı: 37, 2014, s. 46-55.
Erhat, Azra, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Yayınevi, İstanbul, 1984.
Demir, Muzaffer, “Körler Kenti Kalkhedon ile Byzantion Kuruluş Hikâyesi”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, sayı: 37, Ocak-Şubat 2014 s. 56-66.
Yerasimos, Stefanos, Türk Metinlerinde Konstantiniye ve Ayasofya Efsâneleri, İletişim Yayıncılık, İstanbul, 1993.
Akyürek, T. Engin, “I. Constantinus: Konstantinopolis’in Kuruluşu”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, sayı: 37, 2014, s. 76-87.
Vasiliev, A. A., Bizans İmparatorluğu Tarihi, çev. Arif Müfid Mansel, Maârif Matbaası, Ankara, 1943.
Ortaylı, İlber, “Büyük Constantin ve İstanbul”, Milliyet, 28.05.2011
http://www.milliyet.com.tr/buyuk-constantin-veistanbul/ ilber-ortayli/pazar/yazardetay/29.05.2011/1395940/ default.htm (Son erişim: 10.11.2017).