Z Dergi Mobil Uygulamasını
ÜCRETSİZ HEMEN İNDİRİN!

Mobil Websitesine Devam Et >>

Suda Doğum
Murat D. Çekin

Yazı Boyutu: a a a
Okuma Modu

Suda Doğum
Murat D. Çekin

https://www.zdergisi.istanbul/makale/suda-dogum-83

Bitki ressamı olarak çalışmaya başladığım zamanlar üzerinde çalıştığım ilk doğabilimci Marianne North’tu. Şans eseri biyografisinin ve eserlerinin olduğu bir internet sitesi bulmuş, Şili’de yaşadığına ve 1884’te bütün o güzel bitkilerin ve çiçeklerin resimlerini yaptığına inanamamıştım. Birçok resmine, araştırmaya başlayana kadar rastlamamıştım.

Marianne North, 1830’da Hastings, İngiltere’de doğdu. Bu Viktorya dönemi hanımefendisi, yeni vahşi dünyaların cazibesine kapılan, varlıklı ve konforlu hayatlarını geride bırakıp yeni ufuklara yelken açtıkları uzun yolculuklara çıkan çağdaşı çoğu Avrupalı kadının maceracı ruhunun mükemmel bir temsiliydi. Bu kadınlardan birçoğu, doğaya ve onun gizemlerine, tabiat bilimlerine ve antropolojiye özellikle düşkündü. Avcı, balıkçı, kuş, bitki ve böcek koleksiyoncularıydı. 

1870 ve 1920 yılları arasında bugün “ekolojik farkındalık” dediğimiz şeyi geliştiren, hayatlarını hayvanların ve bitkilerin önemine dair yazmaya ve konuşmaya adayan, evlerde ve kamusal alanlarda bostanların yapımını teşvik eden ilk kadınları biliyoruz. Ufaklıkları eğitecek, onlara hayvanlara saygı duymayı ve şefkat göstermeyi öğretecek çocuk edebiyatı ürünlerini kaleme alan, resimleyen diğer kadınları da.

North’un durumu ise oldukça müstesna. Önemli bir politikacının (Friederick North) kızıdır. Erken yaşlarından itibaren mûsikî ve şan eğitimi alır ancak daha sonra vaktini suluboya resme adamaya karar verir. Babasına çok düşkün olan Marianne evlenmemiştir. Babasıyla eski dünyayı gezerler: Fas, Mısır, İtalya ve Yunanistan. Marianne kırkına yaklaşmışken babası vefat eder, kendisini üzgün ve depresif hisseder. 

Sonrasında, İngiltere’deki evini terk etmeye ve bir arkadaşıyla birlikte Kanada’ya gitmeye karar verir. Tek başına daha rahat olacağını fark ettiğindeyse yola yalnız devam eder. O zamandan itibaren, Marianne (genellikle ahşap bir panele monte edilen) tual üzerine yağlıboya kullanarak resmetmeye başlar. Artık her bitki ve manzarayı çizecektir. 

Tabiatı resmetmeyi yaşamının merkezine alır. ABD, Brezilya, Japonya, Singapur, Sarawak, Cava Adası, Sri Lanka, Hindistan, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika, Seyşel Adaları ve nihayetinde Şili’ye seyahat eder. Marianne’in çizdiği bitkilerin bazıları ilk defa onun tarafından bulunmuş ve bu bitkilere onun adı verilmiştir

1884’te Şili’ye yaptığı yolculuk sadece dört ay sürer. Ama bu süre zarfında Marianne, artık mevcut olmayan nev’i şahsına münhasır Şili florasının ve peyzajının en güzel resimlerini çizmiştir. Bu onun “dünyanın bahçesi” adını verdiği şeyi keşfetme ve kayıt altına alma arzusunun gücünü gösterir. 

Marianne’ni çizdiği manzaralar radikal bir biçimde değişime uğradılar: O zamanlar özel araziler olan yerler şimdi doğa parkları ve koruma alanları olurken, bir zamanların ıssız sahilleri, vahşi yaşamın birkaç kilometre karelik alan içerisinde yaşam mücadelesi verdiği popüler tatil köyleri hâline geldi. 

North, bu kayanın üzerinde o eski Şili arokaryalarıyla (orman çamları) birlikteyken aynı zamanda And Dağları’nı ve Pasifik Okyanusu’nu izledi. Buraya arokarya çizimlerini tamamlamak için getirilmişti: Avustralya ve Brezilya türlerini çizmeyi daha yeni bitirmişti. Orta Şili sahilleri ve dağları boyunca yetişen puyaları (And Dağları’nda yetişen 60-70 yılda bir en güzel çiçeğini veren bir bitki türü) ya da chagualesleri bulma düşüncesi onu harekete geçirdi. Cordillera de Nahuelbuta’da gördüğü muhteşem arokaryaları resmetti. Aynı bölgenin biraz doğusunda Lonquimay vardır: Kadim arokaryaların büyüdüğü bir And bölgesi. Lonquimay bugün hâlâ etkileyici arokaryaları barındıran güzel bir bölge. Her sonbahar bölgenin sakinlerini birbirinden ayıran yoğun bir kar yağışı başlar. Arokaryalar ve diğer ağaçlarsa soğuk sessiz dağları süsleyen mücevherler olarak yerlerinde kalmaya devam ederler.

Birçok kişi sağlık durumu kötüye gittiği için geziye çıkmaması konusunda onu uyarmış olsa da, başladığı işi bitirme, bütün çalışmasını tamamlama konusundaki takıntısı bir kez daha baskın çıktı. Bu haritada North’un Şili’deki güzergâhını ve çizim için durduğu yerleri görebiliriz. Bu son seyahatinden sonra, Marianne, İngiltere’ye döndü ve Royal Botanic Gardens of Kew’deki meşhur galerisini kurdu. 

Şili’deki bu kaydın en önemli yanı, halkımıza XX. yüzyıl sanayi devriminden önce ülkemizin ne kadar güzel olduğunu tecrübe etme ve görme imkânı vermesidir. KEW’deki galeride bütün bu güzel resimleri görmek tatmin edici olduğu kadar üzücüdür de: Tıpkı diğer tropikal yerler gibi, uzak egzotik bir cennete benziyor. Yıllardır, okuldaki çocuklara, Şili doğası hakkında çok genel şeyler öğretiliyor; ünlü Lapageria rosea gibi çiçeklerden ve eğer şanslılarsa birkaç tanesinden daha bahsediliyor. Eğer North bütün sınıflara girebilirse, genç nesil sahip olduğumuz değerin farkına varır ve bu değerden bize kalan küçük kısmı korumanın ne kadar önemli olduğunu anlarlardı. 

Santiago yakınlarında Orta And Dağları’nda yetişen güzel vahşi alstroemerialardan bazıları. Bu bölge, Marienna North’un günlüğünde yazdığına göre, yaşlı bir atın sırtında gezdiği yerlerden birisidir. 

Bu araştırma, manzara çeşitliliğiyle, ülkemin güzelliği ve kırılganlığıyla bağlantı kurmamda ve özellikle bir kadın ve sanatçı olarak aklımdaki düşünceleri tasdik ve teyit etmemde yardımcı oldu: Çalışmamı, insanoğlunun diğer canlılarla kurduğu ilişki biçiminde temel değişiklikler yapmasının zorunlu olduğu bir dünyada doğamızı kaydetmeye ve sergilemeye adıyorum. 

Marianne North – XIX. yüzyılda yaşayan kadın, gezgin ve kâşif, zamanının zorluklarının ötesinde rüyasını gerçekleştirdiği için takdire şayan bir yere sahiptir. Dünyayı kendi gözleriyle görmek istedi.

Marianne, İngiltere’ye döndü ve Royal Botanic Gardens of Kew’deki meşhur galerisini kurdu.

Geleneksel topluluklarda doğumu yaklaşan kadınların suya ilgilerinin artması ve nehir, göl veya deniz kenarında doğum yapması, suyun doğumu kolaylaştırıcı rolüne işâret eder. Günümüzde de, doğum kasılmaları başlayan kadınlara imkân sunulduğunda, bir kısmı suya girmeyi ve suda oturmayı tercih etmektedir.

Suda vücut ağırlığı hafifler, kan dolaşımı hızlanır. Suyun görüntüsü, sesi ve temâsı ile, kasılmayı sağlayan ‘oksitosin’in ve doğal morfin diye bilinen ‘endorfin’in salgılanması artar, stres hormonu diye bilinen ‘adrenalin’in salgılanması azalır. Kasılmalar kuvvetlenir, kasılmaların arasında kaslar gevşer, ağrı daha kolay başa çıkılabilir hâle gelir. Anne rahatlar. İlâç kullanma ihtiyâcı düşer. Doğum hızlanır.

Anne doğum öncesinde istediği zaman suya girip çıkabilir. Bunun için 2 m çapında,70 cm yüksekliğinde bir havuz yeterlidir. Su, oturan annenin koltuk altlarına gelecek kadar yükseltilir. Temiz olmalı ancak klor kokmamalıdır. Vücut sıcaklığı kadar, yâni 37 derece civârında olmalıdır. Anne havuzun içinde uzanma, çömelme, destekli çömelme, el-diz yerde gibi istediği pozisyonları alabilir. Yakınları veya sağlık personeli havuzun yanında bulunabilirler.

Bâzı anneler doğumun da havuzda gerçekleşmesini tercih etmekte, bebeklerini sudan çıkarıp kollarına almaktadır. Bebek amniyos sıvısından çıkıp suya girmiş olur. Hâlâ kordon kanındaki oksijenle beslendiğinden boğulma riski yoktur. Bebeğin doğumunu başlatan hormonlardan ‘prostaglandin’, akciğerlerini doğum sonrası soluk alıp vermeye hazırlamıştır. Yuttuğu su midesine gider ama artık soluk borusu refl eksle kapandığından akciğerlerine gitmez. Su yüzeyine çıkınca nefes alan bebek, annesini hemen emmeye başlayabilir. Anne plasenta ayrılmadan havuzdan çıkarsa rahim damarlarında emboli olmaz.
Anne suda doğum kararı için, bu konuda tecrübesi olan hekime ve ebeye danışabilir.

KAYNAKÇA

Michel Odent. Birth under water. Lancet 1983: 1476-7.
Michel Odent. Birth Reborn: What Childbirth Should Be. Souvenir Press 1994: 39-53.
Michel Odent. The Scientifi cation of Love. Free Association Books 2001: 97-104.