Z Dergi Mobil Uygulamasını
ÜCRETSİZ HEMEN İNDİRİN!

Mobil Websitesine Devam Et >>

Süleymâniye İşi Su Kapları
Halûk Perk

Yazı Boyutu: a a a
Okuma Modu

Süleymâniye İşi Su Kapları
Halûk Perk

http://www.zdergisi.istanbul/makale/suleymaniye-isi-su-kaplari-131

Evliyâ Çelebi Seyahatnâme’nin birinci kitabını İstanbul’a ayırarak İstanbul esnâfına bu bölümde genişçe yer vermiş; Süleymâniye’deki dökümhâneleri "esnâf-ı dökmecibaşı" başlığı altında ele almıştır. Buradaki bilgilerden dökümhânelerin, Kânûnî Sultan Süleyman tarafından gerekli malzemeyi sağlaması için Süleymâniye Câmii’nden önce inşâ ettirildiğini öğreniyoruz. Sultanlar tarafından yaptırılan câmilerin tunç pencere kalıpları ve ince işçilik gösteren kalıplar, bu işliklerde üretilmiştir. Süleymâniye’deki dökümhâneler, toplam bin dükkân ve binüçyüz çalışanı kapsayan dökümcülük iş kolunun dört sınıfından birini oluşturur. Dökmecibaşı da sürekli burada otururdu. Evliyâ Çelebi, dökümcülerin ilk pîri olarak kimyâ ile uğraşırken tunç yapımını bulan Kârun’u, İslâmiyet döneminde ise tunç sahan ve taslar yapan sahâbe Talha b. Ubeydî’yi gösterir. Süleymâniye dökümcüleri tahtırevan biçimli (iki katlı) işliklerde üretim yaparlar.

Odağında Süleymâniye Câmii bulunan Süleymâniye Külliyesi; medreseler, sağlık kurumları, hamam, misafirhâne gibi yapılar ile canlı bir kültür merkezi olarak tasarlanmıştır. Kânûnî, dökümhâneleri Süleymâniye Câmii’nden önce inşâ ettirerek kurmakta olduğu külliyenin ekonomisini garanti altına almayı hedeflemiştir. 1970 yılına kadar Süleymâniye ve Mercan’da varlığını sürdüren işliklerde çok çeşitli eşyâ üretilmiştir. Kum kalıplar kullanılarak tunç ve pirinçten yapılan ürünler arasında mangal, şamdan, alem, terâzi, el terâzisi, kantar, mum makası, takatuka, buhurdan, gülâbdan, küp ve kavanoz kapakları, tepsi, havan, kandil, kapaklı sahan, sefertası, hamam tası, sebil tası, maşrapa, sebil ve türbe parmaklıkları, kapı aplik ve tokmakları bulunur. “Süleymâniye İşi” olarak anılan bu ürünler kalitesi ve üslûbu ile ayırt edilmiştir. Pirinç mangal ve şamdanlar, Süleymâniye işliklerinin karakteristik ürünleri olarak öne çıkmıştır. Ürünlerin bâzılarında kitâbeler, kazıma ya da kafes tekniği ile işlenmiş bezemeler mevcuttur. Kitâbeler ürün sâhibini ya da bir duâyı ifâde edebilir.

Osmanlı arşiv belgelerinin tetkîkinden, 1890’lı yıllarda Süleymâniye’de bir dökümcülük okulu olduğunu ve dökmeci esnâfının kullandığı mâden kömüründen çıkan zararlı kokunun çevreye zarar vermemesi sebebiyle yasaklandığını anlamaktayız.
Süleymâniye eserleri Anadolu’daki benzer bakırdan üretimlerden farkı olarak bronz veya pirinç (sarı) mâdeninden üretilmişlerdir. Süleymâniye eserlerinde döküm yanında kesme, dövme, kazıma tekniklerini de kullanan dökmeci ustaları, âdeta sanat eseri sayılabilecek ürünleri elleriyle meydana getirmişlerdir.

Osmanlı kânunlarına göre, değerli olmayan mâdenden üretilen mâmullerin üzerlerine halkın aldanmaması için pirinç, bakır gibi damgaların vurulması gerekmektedir. Ürünlerde bu tür damgalar yanında, ürünü yapan ustanın isimlerine de rastlanmaktadır. Anadolu’dan gelen ustalar, yörelerinin geleneklerini İstanbul’a taşıyarak zengin Süleymâniye üslûbunun gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. Bu atölyelerin üretimleri özgün özellikler taşımakta olup Anadolu’ya satıldığı gibi, zamanla Avrupa’ya da ihraç edilmiştir.

Süleymâniye dökümcülüğü, yazar ve seyyahların eserlerinde de yer bulur. Öncü oyun yazarlarımızdan Musâhipzâde Celâl, eski İstanbul yaşantısının bir parçası olan Dökmeci Çarşısı ve ürünlerinden oyunlarında söz etmiştir. Fransız mozaikçisi ve ressam Pretextat Lecomte, XIX. yüzyılın sonlarında Türkiye’deki sanat ve zanâatlar hakkında yaptığı çalışmada Süleymâniye dökümcülüğüne de yer verir. Döküm işliğindeki üretim aşamalarını, ürünleri ve ustaların tavrını canlı bir biçimde betimler. Ayrıca, dökmeciler için şunları yazmaktadır: “Bütün Uzunçarşıbaşı Sokağı ve İstanbul’daki Kapalıçarşı’nın dolayları hemen hemen tamâmıyla dökmeciler tarafından işgal edilmiştir. Hepsi de mahzenvâri ufak dükkânlarda çalışmaktadırlar. Oradan geçenler uzaktan, loş dükkânların içinde birden parlayan ışıklı noktacıklar görür; bunlar söner, gene parlar çekiç sesleri ve ateşin homurtuları duyulur. Titanların atölyesi dersiniz; ama yaklaştığınızda manzara değişir; bitmiş parçalar kaba saba raflara sıralanmıştır; altın röfleli taptâze bakırlar alıcılarını bekliyor. Zanâatçıya gelince ağır ağır metotluca ve sizin varlığınızdan bîhabermiş gibi işine devam eder.”

A. Paspatis ise 1862 yılında yayımladığı ve meslek hastalıklarını konu edindiği kitabında Avrupa’dan ithal edilen sobaların mangalın yerini almasından üzüntüyle söz eder. Saptamasına göre, yine Avrupa’dan gelen makine işi kap-kacak, bakırcılığın gerilemesine ve bu iş kolunda işsizliğe yol açmaktadır.

1970’li yıllarda Süleymâniye’den taşınan işlikler, Râmi’de Sanâyiciler Sitesi’nde hizmet vermeye devam etmektedir. Günümüzde tablo Paspatis’in çizdiği kadar karanlık olmasa da geleneksel formların yok olması kültürümüzün bir parçasını eksik kılmaktadır. Kalitesi ve üslûbu ile rahatlıkla ayırt edilebilen “Süleymâniye İşi” veya “İstanbul İşi” olarak da anılan ürünler, çeşitliliği ile dönem yaşantısının her kesiminde yer almıştır. Süleymâniye ürünleri için rahatlıkla bütün İstanbul yaşantısını yansıtan özgün zanâat eserleridir denebilir.