Z Dergi Mobil Uygulamasını
ÜCRETSİZ HEMEN İNDİRİN!

Mobil Websitesine Devam Et >>

Türkiye’de Haralar

Yazı Boyutu: a a a
Okuma Modu

Türkiye’de Haralar

https://www.zdergisi.istanbul/makale/turkiyede-haralar-216

İmparatorluğun parlak dönemlerinde ordunun vurucu gücünü oluşturan sipâhînin atçılığımızı olumlu yönde etkilediği kesindir. Tımarlı sipâhî uygulaması halkın ülke atçılığına dinamik biçimde katılımını sağlamıştır. Atçılığın ileri düzeyde ve kusursuz bir yapıda olması için Osmanlı’da atçılıkla uğraşan kurumlar sıkı bir denetime tâbi tutulmuştur.

Hayvânat (yunt) ocakları

XIV. ve XV. yüzyıllarda “hayvânat ocakları” imparatorluğun önemli bir kurumuydu. “Yunt ocakları” olarak da bilinen bu kurumlar saray ocaklarına bağlı olarak çalışıyordu. Devlet belgelerinde yazılı olduğu gibi; Karacabey, İnönü, Akköprü, Edirne, Dimetoke, Filibe, Selânik ve Eskişehir çevresinde 19 ocak vardı. Ocaklar at yetiştirmenin yanı sıra, soyun gelişimi ile de uğraşıyordu. Yunt ocakları günümüzdeki haralarla eş değer kuruluşlardı. Yunt ocaklarında çalışanlara yunt oğlanları veya yundcıyan, taycıyan; başlarındaki görevliye de yundcıyan ağası, taycıyan ağası ve bölükbaşı denilirdi. Ağaların tımarları vardı. Buradaki görevlilerden vergi alınmazdı. Yundcıyânın görevleri çiftliklerdeki atlara bakmak, yuntlara tokat düzmek ahır yapmak), aygırların yuntlara çekilmesinde bulunmak, yuntları çayıra çakıp doğan kulunları (tayları) büyütmek ve devlet için kısrak yetiştirmekti. Taycıyan ise buralardan saray ahırlarına alınabilecek tayları yetiştirip eğitmekle mesuldü. Hayvânat ocakları, ocak ağalarınca yönetiliyordu ve buralarda yetiştiricilik için gereken her şey sağlanmıştı. İmparatorluğun parlak dönemlerinin kusursuz kuruluşlarından olan ocaklar zamanla bozulup işlevlerini yitirdi ve 1760 yılında kapatıldı.

Saray ahırı (Istabl-ı Âmire)

Saray ahırı Osmanlı’nın en önemli kurumlarının başında gelir. “Istabl-ı hümâyun”, “ıstabl-ı şehinşâhî”, “ıstabl-ı has” saray ahırlarının diğer isimleridir. Ahırların başındaki görevlinin sanı “mîrâhur”dur. Mîrâhur daha sonraki dönemlerde “Istabl-ı mire müdürü” olarak anılmış ve imparatorluğun sonuna kadar böyle kalmıştır. Türk devletlerinde Osmanlı’dan önceki dönemlerde de var olan mîrâhurluk yüksek bir memuriyetti. Saray ahırlarında pâdişah ve saray ahâlisi için çok sayıda at beslenirdi. Önceleri Kâğıthâne ve Alibeyköy çayırları, Veliefendi ve Çırpıcı çayırları, Çatalca sancağı içindeki Dolap, Hadımköy’deki Muha, Şamlar köyü altındaki Sazlıdere çayırları, Büyükdere ve Paşabahçe’deki çayırlar, Beykoz, Sultaniye, Çubuklu, Haydarpaşa, Yoğurtçu çayırları, Kurbağalıdere ve Göksu çayırları saray atlarına ve sarayın diğer hayvanlarına ayrılmıştı. II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) harem ağalarının çayırları da bunlara dâhil edildi. Bu ahırlarda pâdişah ve yakınları için yaklaşık 200 at bulundurulur, seyislerin her biri iki ata bakardı. Pâdişah cuma namazına giderken atlarının tümü eyerlenir ve yedekte götürülürdü. XVIII. yüzyıl sonlarında Topkapı ve öteki saraylarda görevli seyis sayısı 600 civârındaydı. Pâdişah ve yakınları için saray ahırlarında 1000’den fazla soylu at besleniyordu. Ayrıca Edirne, Bursa, Selânik ve Rumeli ile Anadolu’nun birçok yöresinde pâdişah için yedeklenen yaklaşık 6 bin at vardı. Saray ahırlarından önemli atlar da çıktı. Onlardan biri olan Küheylân Memduh daha sonra Çifteler ve Karacabey haralarında aygırlık yaptı; Mahsuse (1906), Mesrure (1912) ve Cahide (1915) de bu ahırlarda yetiştirilen önemli kısraklardandı. Has ahırlarda soylu, güzel binek atları vardı ve bunlar; koşma, atlama gibi sporlar için kusursuz eğitilmişti. Atların bakıcılarına “at oğlanı” denilirdi. Has ahırlardaki bakıcı ve asker sayısı zaman zaman 2000’i buluyordu. III. Murad döneminde (1574-1595) ise bu sayı 4322’ye kadar yükseldi. Saray ahırlarında atın yanı sıra katır ve deve de besleniyordu.

Topkapı Sarayı’nda pâdişâhın kişisel atlarının sayısı 900 idi ve hepsinin takımları değerli taş ve mâdenlerle bezenmişti. Bu atlardan 400’ü değerli koşu atıydı.

Pâdişah çiftlikleri (Çiftlikât-ı Hümâyun)

Padişah çiftlikleri yalnız atçılıkla uğraşan kurumlar olmayıp burada tarım ve hayvancılık da yapılırdı. Karacabey ve özellikle Çifteler Çiftliği, bu konuda öndeydi. III. Selim dönemiyle (1807) birlikte İstanbul haraları kurulmaya başladı ve saraya yüksek nitelikli at yetiştirebilmek amacıyla Kandilli, Hekimpaşa ve Çavuşbaşı çiftlikleri kamulaştırıldı. Pâdişah haraları öncelikle hayvan yetiştirmek için kurulmuştu. Yöneticilerinin iyi birer binici ve hayvan hastalıkları hekimi olmaları bu nedenledir. Daha sonraki dönemlerde amacından uzaklaşan haralar tarımla uğraşan birer yurtluk (mâlikâne) hâlini aldı. Bu haralardaki bakım ve koşulların çok iyi olduğu, haraların çağdaş atçılık için istenilen düzeyde bulunduğu söylenemezdi. Buralarda orduya at yetiştirmenin yanı sıra, soyun iyileştirilmesi çalışmaları da yapılıyordu. Atçılıkta çoğaltma ve iyileştirilme birlikte düşünülse de ikisi birbirinden çok ayrı olgulardır. Çoğaltma ekonomik bir olaydır ve onun kuralları uygulanır. Soyun iyileştirilmesi ise bilimsel bir konudur ve bu konuda harcanan meblağın lafı edilmez. Netîcede bu kuruluşlar güzel ve soylu atlar yetiştirse de ülke koşullarına uygun bir at soyu geliştiremedi.

Bilimsel yöntemlerin eksikliği ve akılcı programların yapılamaması nedeniyle pâdişah çiftliklerinden beklenen verim alınamadı. Ancak yine de bu haraların atçılığımızdaki yeri yadsınamaz. Atçılığın mevcut vaziyetini ıslâh etmek isteyen Osmanlı idâresi, Bâb-ı Seraskerî (Harbiye Nezâreti) içinde kurullar (komisyonlar) oluşturarak ordu atı yetiştiriciliğini yeniden canlandırma işine soyundu. Yozlaşan hayvânat ocaklarının haraya dönüştürülmesine de 1829 yılında başlandı. İlk hara Çifteler Çiftliği’nde (Eskişehir) kuruldu. Daha sonra doğu illeri için Malatya’da Sultansuyu, Bağdat’ta Vezîriye, Adana ve dolayları için de Çukurova çiftlikleri haraya dönüştürüldü. Rumeli bölgesinde Kabyuk Harası’nı kuran Mithat Paşa’nın yanı sıra, Mazhar Paşa ve İbrahim Paşa gibi devlet adamları da atçılığın yeniden gelişmesi için uğraş verdiler.

Çifteler Harası

Eskişehir bucak merkezinde Kumarcı adlı bir zorbanın yurtluğu vardı. Zorba Salih’in oğlu olan Kumarcı’nın adı bâzı kaynaklarda Abdo bâzılarında da Mustafa olarak geçer. Pâdişâhın Çifteler yöresine yerleştirdiği Kumarcı, önceleri iyi ve insancıl davranışlarıyla kendini sevdirip yurtluğunu hızla büyüttü. İçinde 11 köy bulunan yurtluğunda 1000’den fazla atı vardı; tarım ve hayvancılıkla da uğraşıyordu. Ne var ki Kumarcı’nın 1794’te Hüdavendigâr sancağı yöneticisi el-Hac Mustafa Paşa ve ordularına Çifteler’den geçerken yardım etmeyip konaklama izni vermemesi sonunu hazırladı.

Çifteler’de pâdişah harası 1815 yılında kuruldu. 1832 yılına değin kâhyalarca yönetilen Çifteler’e daha sonraki dönemlerde ise Binbaşı Emre Bey, Kolağası Mustafa Bey, Albay Ahmet Bey, Albay Ömer Bey, hayvan hekimi Ahmet ve Osman paşalar, Binbaşı Laz Ahmet Bey yönetici olarak atandı. Çiftelerdeki hara merkezi daha sonraki dönemlerde Muzaffer Paşa tarafından Mahmudiye’ye aktarıldı. 1815’te orduya at yetiştirmek gâyesi takviye edilen Çifteler Harası’nda köy sayısı zamanla 34’e kadar yükseldi. Cumhûriyetle birlikte, Çifteler’de 1924 yılında yapılan incelemeler sonucu bir aygır deposu oluşturuldu ve geriye kalan sağlıklı damızlıklar Karacabey Harası’na gönderildi.Karacabey Harası’nın saf kan İngiliz atı yetiştiriciliğine yönlendirilmesiyle, Çifteler’de saf kan Arap atı yetiştiriciliği ağırlık kazandı. Zâten gerek iklîmi gerek doğasıyla bu işe gâyet elverişliydi. 1934 yılında Cahide, Halepgüzeli, Fındık, Zehra ve Hamde gibi isimlerin de arasında bulunduğu 35 kısrakla çalışmaya başlayan haranın kadrosu 1936 yılında Bağdat’tan alınan Seyyare, Zafire, Gufre, Sabıka, Meliketülcemal, Mencule, Zahide, Şerzetülhavva, Kemiyetülırak, Rode, Turfetünnur gibi kısraklar ve Alkuruş, Hilalüzzaman gibi soy ağaçları günümüze değin uzanan ve Kuruş Şatra, Küheylân Dabi gibi bir dönemlerinin ünlü aygırlarıyla güçlendirildi. Bu atların soyundan gelen saf kanlar yarışçılığımıza damgasını vurdu. Sürekli gelişme hâlinde olan Çifteler Harası saf kan Arap atı yetiştiriciliğimizin öncü kuruluşu oldu.

Sultansuyu Harası

Malatya’nın 17 km batısındaki Sultansuyu vâdîsi 1849 yılında Elazığ vâlisi Mustafa Sabri Paşa’nın oğlu Mehmet Bey, defterdar Nazif Bey’in oğlu Şevki Bey ile tütün gümrükçüsü Malatyalı Hacı Ahmet Efendi’ye kirâlandı. Mâliye Nezâreti, istenilen gelişmeyi sağlayamadıkları gerekçesiyle 1866 yılında burayı geri aldı ve ordu için tay yetiştirenlere verdi. Birtakım hâdiseleri yatıştırması için bölgeye gönderilen Albay Rahmi Bey Sultansuyu Çiftliği’ni birliğinin karargâh merkezi olarak kullanarak uhdesine aldı. Buradaki görevini 15 yıl başarıyla yürüten Rahmi Bey’den sonra göreve sırasıyla; Binbaşı Hacı Nafiz Bey, Binbaşı Reşit Bey, Binbaşı Çerkez Osman Bey ve Binbaşı Mahmut Nedim Bey atandı. Sultansuyu Harası bir süre hem Çiftlikât-ı Hümâyun Başkanlığı’na hem de Erzincan’daki IV. Ordu’ya bağlı olarak devam etti.

1928 yılında İcrâ Vekilleri Heyeti’nce Zirâat Vekâleti’ne aktarılan çiftliğin Hamidiye yöresinde o yıl bir aygır deposu kuruldu. Aynı zamanda bu bölgede bir hara kurulması da amaçlanıyordu; zîra Arabistan’a benzer toprak ve iklim yapısı sâyesinde Orta ve Güneydoğu Anadolu’da at soylarının iyileştirilmesi ve saf kan Arap atlarının yetiştirebilmesi mümkün görünüyordu. Hara 1929 yılında kurulduğunda sâdece Altayyar adlı bir aygır ve Güzel, Dilber, Pembe adlı üç kısrağa sâhipti.

1931 yılı ilkbaharında Sultansuyu Harası’nın ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için Urfa ve dolaylarına gönderilen bir kurul yöreden 16 saf kan Arap aygırı ile Irak’tan 2 aygır ve 21 kısrak satın aldı. Kısraklar Sultansuyu Harası’na, aygırlar Sultansuyu ve Ilıca aygır depolarına verildi. Bu dönemde Musul’dan alınan kısraklardan Acbe ve Şiha; Bağdat’tan alınan Alseklavi, Fazıla, Matra, Münteha, Nazıma, Neame, Necme, Nure, Sahra günümüzde de soyları süregelen saf kanlardır. Aynı yıl Fransa’dan deneme amaçlı 12 Ardennes aygırı, Macaristan’dan da 18 Nonius aygırı ve 4 Nonius kısrağı alındı. Kısraklar ve Macaristan’dan alınan aygırların üçü Uzunyayla deposuna gönderildi. Kalanlar da öteki depolara dağıtıldı. 1932 yılında çıkan bir yangınla birlikte haradaki binâların büyük bir kısmı yanınca Sultansuyu Harası’nın kapatılması gündeme geldi. Yeniden yapılan incelemeler sonunda haranın hizmetine devam etmesine karar verildi.

1933 yılında Sultansuyu Harası’na I. Seklavi (Gülap), II. Seklavi ve Nevvak gibi değerli aygırlar getirildi. Başarılı çiftleştirmeler sâyesinde 1940’lı yıllarda haradan “Arap atı yetiştiriciliğimizde eşsiz bir kuruluş” olarak söz edilir oldu. Sultansuyu’nda atçılık konusunda eğitim veren bir okul da açıldı. Üç sınıflı okula yakın köylerden yatılı öğrenci alınıyordu. Öğrencilere birinci ve ikinci sınıfta 15 lira, üçüncü sınıfta da 20 lira burs veriliyordu. Öğrenciler uzman eğitmenler nezâretinde atçılık üzerine eğitim alıyor, aynı zamanda ilköğrenimlerini de burada tamamlıyorlardı.

Çukurova Harası

Burası 1897’den önce gezici aşîretlerin ve oradaki köylerin kışlağıydı. 1897’de Anavarza ve yandaşları pâdişah buyruğu ile 880 bin dönüm arâzi üzerinde Anavarza Çiftlikât-ı Hümâyûnu’nu kurup tapuya geçirttiler. Çiftlik 1909 yılına değin Harbiye Nezâreti’nin Süvâri bölümüne bağlı bir ordu harası olarak kullanıldı. 1907 yılında kapatılan Elhamra (Hama) Harası’nın tüm arıkan Arap damızlıkları da buraya devredildi. Osmanlı ordusunun ihtiyâcını karşılayabilmek amacıyla kurulan Mercimek Çiftliği, Cumhûriyet döneminde “Mercimek Aygır Deposu” olarak hizmet verdi. Çiftlik, 904 sayılı yasa gereğince 1927 yılında Tarım Bakanlığı’nın uhdesine alındı. 1929 yılında Atatürk’ün hediye ettiği 2 aygırla burada Çukurova Harası’nın tohumları atıldı. Haranın kuruluş çalışmaları 1931 yılında tamamlandı. Çukurova Harası’nda yarım kan ve saf kan Arap atı ve Nonius ırkı atlar da yetiştirildi. Hara, çalışmalarını halkın elindeki kısraklara aşım yapmak yönünde yoğunlaştırmıştı. Elde edilen yarım kan Arap atları tarım ve taşımacılıkta kullanılıyordu, çünkü yarım kan Arap atları yerli ırklara ve saf kanlara oranla bu işlerde daha verimli oluyordu.

Karacabey Harası

Batı Anadolu için eksiksiz bir hara olmaya elverişli bulunana Karacabey Çiftliği, Cumhûriyet’in ilk harası olarak 1924 yazında kuruldu. Bu zamâna dek bir sultan çiftliği olarak kullanılıyor ve “Mihaliç Çiftlikât-ı Hümâyûnu” adıyla anılıyordu. Bir süre sonra da “Karacabey Çiftlikâtı” adıyla devlete bağlı olarak işletildi. Karacabey’in kuruluş yıllarındaki temel hedefi at soyunun iyileştirilmesi ve çoğaltılmasıydı. Haranın damızlık ihtiyâcı tümüyle Çifteler’den sağlandı. Karacabey Harası’nda saf kan İngiliz atı yetiştiriciliğinin devlet eliyle başlatılmasıyla (1928) atçılık alt yapımız saf kan İngiliz atı (thoroughbred) yetiştiriciliğine ve buna bağlı olarak İngiliz atı yarışçılığına yönlendirildi. Yıllık programlardaki koşu ve ikrâmiyeler atçıları İngiliz atı sâhibi olmaya teşvik ediyordu. Ayrıca bu türün yetiştirilmesinde devletin denetim sağlayabilmek için Karacabey Harası’nı İngiliz atı yetiştiriciliğine yönlendirdiği bilinmektedir. Yarış ve Islâh Encümeni’nin ilk kez dış alımla saf kan İngiliz atı sağlaması, tasarlanan önemli yeniliklerden biriydi. Encümen aracılığı ile 21, Tarım Bakanlığı aracılığı ile de 4 olmak üzere, yurt dışından toplam 25 kısrak ve yine dış alımlarla 3 aygır Karacabey Harası’na getirildi ve böylece saf kan İngiliz atı yetiştiriciliğine başlandı. Karacabey Harası’nda yetiştirilen saf kan İngiliz atlarının yarış pistlerine çıkışıyla da verimlilik sınanmış oluyordu.

Uzunyayla Aygır Deposu

Doğu bölgelerimizdeki atların iyileştirilmesini ve çoğaltılmasını amaçlayan Uzunyayla (Sivas) Aygır Deposu, Cumhûriyet’in ilk yıllarında Türk atçılığına önemli hizmetler verdi. 1932 yılında Yarış ve Islâh Encümeni’nin sağladığı ödenekle Macaristan’dan 35 Nonius aygır alınarak bunlardan 20’si Uzunyayla’ya, 15’i de Mercimek Aygır Deposu’na verildi.

Türk atçılığında yapısal değişim

Cumhûriyet döneminin ilk yıllarında, atçılığın sağlıklı bir temele oturtulması hedefleniyordu. Bunun için de devlet eliyle kurulacak haralara, aşım merkezlerine ve buralara sağlanacak damızlıklara ihtiyaç vardı. Ayrıca devletin halkın elindeki damızlıkları sürekli denetlemesi de gerekiyordu. 904 sayılı yasanın 5. maddesinde; elverişli devlet topraklarının hara ve eş değerli kuruluşlara ayrılması öngörülüyordu. Yasanın 11. ve 12. maddelerinde de hara ve benzeri kuruluşlar için gerekli olan parasal kaynaklar açıkça belirtilmişti. Yarış ve Islâh Encümeni’nin yasadan destek alarak sağladığı parasal kaynak sorunun çözümünde önemli rol oynadı. Olumsuz ekonomik koşullara ve zorluklara rağmen yeni hara ve depoların kurulmasında, damızlıkların temin edilmesinde büyük mesâfe kat edildi. 904 sayılı yasa ve Yarış ve Islâh Encümeni’nin katkıları ile ülke genelinde atçılık hevesi yeniden canlandırıldı. Önceki dönemlerde aygır depolarından kısraklarını güvensizlik nedeniyle kaçıranlar, atçılık konusunda atılan olumlu adımlardan sonra yeniden devlete başvurur oldu.

Yeniden yapılanma

Haralar, inekhâneler ve devlet üretme çiftliklerine âit varlıkların 1984 yılında bir çatı altında toplanmasıyla, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) bir kamu iktisâdî kuruluşu (KİK) olarak kuruldu. 1994 yılında da, iktisâdî devlet teşekkülü (İDT) olarak yeni bir statü kazandı. TİGEM tüzel kişiliğe sâhip, faâliyetlerinde özerk bir kuruluştur. Genel müdürlük bünyesindeki Anadolu Tarım İşletmesi (Çifteler Harası), Karacabey Tarım İşletmesi (Karacabey Harası) ve Sultansuyu Tarım İşletmesi (Sultansuyu Harası) günümüzde saf kan Arap atı yetiştiriciliğini sürdüren işletmelerdir.