Z Dergi Mobil Uygulamasını
ÜCRETSİZ HEMEN İNDİRİN!

Mobil Websitesine Devam Et >>

Türklerin Atları Hakkında Bir Kitap
Lütfi Bergen

Yazı Boyutu: a a a
Okuma Modu

Türklerin Atları Hakkında Bir Kitap
Lütfi Bergen

https://www.zdergisi.istanbul/makale/turklerin-atlari-hakkinda-bir-kitap-273

Ertuğrul Güleç’in Türk At Irkları adlı kitabı, soyu tükenmiş “Türk atı” hakkında bir kaynak eser niteliğindedir. Kitabın kaynakçasının da söz konusu sahâyla ilgili geniş bir literatüre yer vermesi nedeniyle bibliyografya değeri taşıdığı ifâde edilebilir. Ancak söz konusu kaynakça tasnif edilmemiş, ilmî kritere uygun olarak künyelendirilmemiştir.

Kitap dikkatle “Türk atı” terimini kullanmaktadır. Bu terim literatürde “Türkmen atı” şeklinde geçmektedir. Yazarın Türk atı terimini tercih etmesi -Kök-Türk ya da Ön-Türk kavimlerinin de at yetiştiriciliği hesâba katıldığında- isâbetlidir. Yazar “Anadolu atı”ndan da bahseder. Anadolu’daki at cinsleri hakkında bilgi verir. Kitapta ayrıca, erken dönem Cumhûriyet’in at yetiştiriciliğini örnekleyen at şecereleri (soy kütükleri) hakkında listeler yer almaktadır. 

Ertuğrul Güleç; atların sütünden, gübresinden, gücünden ve etinden faydalanılabileceğine dâir örnekler verdikten sonra meseleyi belediyeciliğin de konusu olan Türkiye’nin tarım-kent problemine getirir: Türkiye Cumhûriyeti kuruluşundan îtibâren makineli tarıma geçmeye çalışmıştır. Geliştirilen iyi politikalar ile Türkiye’de tarım makineleri sanâyi kurulmuş ve köylü makineleşmeye teşvik edilmiş, onlara krediler ve teşvik primleri verilmiştir. Daha sonraları benzine ve mazota sübvansiyonlar yapılmış ve makineli tarım büyük bir avantaj kazanmıştır. Bilâhare sun’î gübre yaygınlaştırılmış ve iyi tohumluklar kullanılarak tarımda reform yapılmıştır. Netîcede tarımsal ürünümüz inanılmayacak derecede artarak Türkiye’de o güne kadar görülmeyen bir bolluk ve refah yaşanmıştır. Tarımdaki atağa, yurt dışındaki işçi dövizleri eklenince Türkiye altın çağını yaşamıştır ve bu durum sanâyimize de yansıyarak bu târihlerde kamu sanâyisinin yanında özel sektör sanâyisinin temeli atılmıştır. 

Ancak bu dönemlerde çok büyük bir hatâ yapılmıştır. Netîcede büyük şehirlere göç başlamış, sağlıksız kentleşmeler olmuş, o dönemde kazanılan paraların kıymeti bilinmemiş, barda pavyonda harcanmış, çar çur olmuş, gerektiği gibi sanâyi ve kültür yatırımlarına dönüştürülememiştir. Köyde kalanlar ise makineli tarımın getirdiği kolaylık ile daha önce yaptıkları geleneksel işlerini çabucak yaparak boş oturmaya başlamışlar, boş vakitlerini değerlendirememişler, enerjilerini iyi yönde kullanamamışlar ve kahvelerde dedikodu yaparak vakit geçirmeye başlamışlardır. Netîcede köylerdeki bu gâyesiz yaşama, mutsuzluğun kaynağıdır. Köylüdeki traktöre sâhip olma bir prestij/statü göstergesi sayılmıştır. 30 dönüm, hatta 10 dönüm arâzisi olan köylü dahi traktör almıştır. Tarım işlerini bitiren bir köylünün traktörüyle zaman zaman kasabaya gidip geldiğini saymazsak aracı bir sene evinin önünde yatmıştır; traktöre yapılan yatırım boşa gitmiştir. Çoğu köylü ise atını ve öküzünü satmış tarlasını ücreti karşılığı traktörü olanlara sürdürmüş ve yine hasadını da ücreti karşılığı traktörü olanlara yaptırmıştır. Bu arada şehir hayâtı ve makineleşme özlemi ile atlar unutulmuş ve hatta at sevgisi de kalmamıştır.

Buraya kadar her şey ekonomik yönden iyi gitmiştir. Ancak 1974 yılından sonra meydana gelen petrol krizleri ile petrol pahalanmış daha sonra serbest ekonomi sistemine geçilmesiyle de sübvansiyonlar kaldırılmıştır. Dolayısıyla günümüz tarımının üç önemli maddesi olan mazot, sun’î gübre ve tohumluk çok pahalanmıştır. Bu durumda küçük tarım işletmeleri verimli olamamış ve çiftçi ektiği mahsul ile masrafını dahi çıkaramamış, sonunda köylüler topraklarını işleyemez hâle gelmiştir. Böylece tarımda kriz ortaya çıkmıştır. Bunun tek çözümü tarımdaki küçük işletmelerde tekrar at kullanımıdır.Atla tarım yapıldığı takdirde, at bitki artıkları ile besleneceği için mazota bağımlı olunmayacak, aynı zamanda atın gübresini tarımda kullanabileceğimiz için sun’î gübre kullanımı azalacaktır. Aynı zamanda toprakta denge sağlanacak, dolayısıyla sun’î gübrenin toprak üzerindeki menfî etkileri kaldırılacaktır. Böylelikle tarım girdileri ucuzlayacağı için at ile yapılan tarım kârlı olacaktır. Atın tarımdaki faydalarından başka atçılığımızın ülkemiz açısından başkaca birçok faydası da vardır. 1974 yılında 1 milyon 200 bin civârında olan at sayımızın 15 sene zarfında 650 bin civârına inmesine veya daha da azalmasına artık dur deme zamânı gelmiş olup kaliteli at sayımızı artırmamız gerekmektedir. 

Yazarın atı ekonomi-politik bir nazarla ve tarım toplumu-köylülük temelinde ele alması ilginçtir. Kitabın satır arası mesajında at ile benzin/otomobil kıyaslaması yapılarak Batı teknolojisinin eleştirisi verilmiştir. Türklerin atlarla ilişkisini önemsemek gereklidir. İbn Haldun’un bozkır halklarını koyun güdücü ve göçebe olarak kabûlünün Türklerin özellikle süvâri atı yetiştiriciliği hakîkati karşısında yeniden ele alınması gerekmektedir. Bu eleştirimiz isâbet kaydettiği takdirde yeni bir paradigmanın inşâ edilmesine katkıda bulunacaktır. 

Ertuğrul Güleç’in özetlemeye çalıştığım kitabı, Kök-Türklerden veya Ön-Türklerden beri gelen süvâri atı yetiştiriciliğini öne çıkararak “ordu” fikrini îmâ etmektedir. Bilindiği üzere ordu, “devlet kurgusu” anlamına gelmektedir. İbn Haldun bedevîlerde reislik, beylik, şeflik olduğunu ifâde etmiştir. Ona göre asabiyetin gâyesi, riyâsetten fazla ve onun ötesinde bir şeydir: “Asabiyetin mütegallip olması gerekir. Aksi hâlde onun kudreti eksik kalır. Bu tagallüb mülktür. Mülk, tagallüb ve zorla hükm (hükümet) etmektir. Mülk, tagallüb ve hüküm bi’l-kahrdır.” Yâni zora ve baskıya dayanan bir idâre şeklidir. (İbn Haldun, Mukaddime, Dergâh Yayınları, c. 1, 1988, s. 450). Türkler, at ile bedevîlerin erişemediği bu mülke ulaşmışlardı. Kanaatimizce İbn Haldun, bozkır halkları konusunda yanılmıştır.