Z Dergi Mobil Uygulamasını
ÜCRETSİZ HEMEN İNDİRİN!

Mobil Websitesine Devam Et >>

Su ve Temizlik
Mesut Gök

Yazı Boyutu: a a a
Okuma Modu

Su ve Temizlik
Mesut Gök

https://www.zdergisi.istanbul/makale/su-ve-temizlik-87

*

Su ve Temizlik Kültürünün Dip Târihi

Suyun yaşamın temel öğelerinden biri olması, temizleyici/arındırıcı bir madde olarak kullanılmasının, insanın varoluşu kadar eskiye gittiğini düşünmemizi mümkün kılar. Çağdaş antropolojik veriler, farklı topluluklarda, elde edilebilirlik, koku, renk, antiseptik özellikler ya da yalnızca topluluğun kültüründe zamanla simgesel bir yere sâhip olması gibi nedenlerden dolayı, çok değişik sıvıların da temizleyici/ arındırıcı olarak kullanılmış olduğunu gösterir. Buna karşın, suyun bu işlevleri yerine getiren temel madde olarak görülmesi, son derece yaygın bir düşüncedir.

Anadolu’da, komşu Yakındoğu ve Avrupa’da, târihin en erken devirleri için, suyun temizlenme/arınma öğesi olarak kullanılmış olduğu savının doğrudan kanıtlarının bulunması, arkeolojinin, antropolojinin ya da târih biliminin sınırlarının ötesinde bir sorundur. Çünkü arkeoloji, antropoloji ya da târih, ancak bâzı sorulara “geriye kalanlar” kadar yanıt verebilir; oysa bahse konu olan su ile ilgili eylemlerden târih öncesi dönemden geriye kalanlar sayıca son derece az, üstelik dolaylı ve muğlak arkeolojik kanıtlar hâlindedir.

Anadolu’nun zengin arkeolojik mîrâsı, bu konuda da bâzı veriler sunar. Burdur-Höyücek’te, kutsal işlevleri olduğu düşünülen bir yapının içinde ortaya çıkarılan ve “küvet” olarak yorumlanan bir taşınmaz ev eşyâsı, bizlere günümüzden yaklaşık 8 bin yıl öncesinde yaşayan insanların, ayrıntılarını bilemediğimiz bir şekilde, suyun içinde yıkanılmak sûretiyle gerçekleştirilen kutsal törenleri gerçekleştirmiş olabileceklerini gösteriyor.1 Aksaray- Acemhöyük’te bulunan “banyo kabı” da yaklaşık 4 bin yıl öncesinin su ile temizlenme/arınma eyleminin bir diğer kanıtıdır.2

Söz konusu istisnâî kanıtlara karşın, aslında insanlık târihinin çok uzun dönemleri için suyun -bedensel ve ruhsal- temizlenme/arınma işlevinin ayrıntılarından yoksunuz. İnsanlar, uzun binyıllar boyunca yapıldığından emin olduğumuz su ile temizlenme/ arınma işlemini, bedensel bir ihtiyâcın sonucunda sıklıkla yapılan bir eylem -günümüzdeki yıkanmaya karşılık gelecek biçimde- olarak mı, yoksa kutsal/mistik/spritüel düşüncenin törensel bir uygulaması olarak belirli dönemlerde mi yerine getirmekteydiler? Bu soruların kesin yanıtları, târihin derinliklerinde kaybolup gitmiştir. Ancak yazılı kayıtların varlığı, geçmişin ete kemiğe bürünmesi anlamını taşır. Her ne kadar daha sonraki dönemlere âit olsalar da yazılı kayıtların yorumlanması, insanların hijyen anlamında bedensel temizlik uygulamalarından daha çok, dînî törensel uygulamalara yöneldiklerini göstermiştir. Anadolu’da sayısız eser bırakan Hititlerden günümüze ulaşan bir metnin yorumlanmasından, su ile yapılan temizlenme için, “Teknikler, temizlenmeye yönelik geliştirilmiş olsa bile, günümüz ölçütlerine uyacak türden, belirli ‘kirlenme’ nedenleri yoktur. Geniş anlamda düzenin bozulması da bir kirlenme nedenidir.” açıklaması yapılmıştır.3 Buna göre, aslında suyun görünür pislikleri temizlemesinin ötesinde, kötülüklerden arındırma, onları uzaklaştırma gücünün kullanılıyor olduğu anlaşılıyor.

Bu erken devirlerde yalnızca insanın değil, baskın kültür yapıları olarak günümüzdeki Irak ve Suriye topraklarında etkileri görülen eski Assur ve Babil uygarlıklarında olduğu gibi, toprağın bile su ile temizlenmesi/ arındırılması da konumuz açısından oldukça anlamlı bir uygulamadır.4

Romalılarda, yıkanma ve hamam kültürü, önemli bir yer tutuyordu. Üstelik çok şey aldıkları, benzer emperyalist fikirlerle hareket etmiş olan Hellenistik Yunan şehirlerinde, göz alıcı mîmârî ve sanatsal zenginliğe karşın, herkese açık, yerleşmiş bir temizlik anlayışı yoktu; yâni bu, tam olarak bir Roma buluşuydu.

Suyun hamamlardaki belirli koşullarda, temizlik yanında rahatlatıcı etkisinin verdiği olumlu duygu, insanları cezbediyordu ve ayrıca yıkanmanın Eskiçağ tıp biliminde sağlığa iyi geldiğinin genel kabûlü ile birleşince hamamlar, Anadolu toprakları dâhil, bütün Roma topraklarında büyük bir hızla yaygınlaştı.5 Ünlü hamamları dışında temizlik ve hijyen konusunda aslında hiç de özenli olmayan Romalılar, 6 sabunu da bulmuşlardı. Ancak rastlantısal bir şekilde bulunduğu anlatılan sabun, pis kokusu nedeniyle önceleri hemen hemen sâdece çamaşır yıkamada kullanılmış, hamamlarda ve kişisel banyolarda kullanılmaya başlanması çok yavaş gerçekleşmiştir.

Roma toplumunun önemli bir parçası olan hamamların ve sabunun kullanımı, emperyalist bir devletin idârecileri ve askerleri vâsıtasıyla yayılan “küresel” bir temizlik anlayışının ilk örneği olarak zaman içinde insanlık târihinde çok önemli bir yere sâhip olacaksa da, Erken Hıristiyanlık dönemlerinin başlarındaki yanlış düşünceler ile birlikte, özellikle Avrupa’da yavaş yavaş kaybolmuş,8 Hıristiyan vaftizinin dışında, Ortaçağ’ın sonlarına kadar suyun temizleyici özelliğinin kullanılması pek düşünülmemiştir.

İSLÂM TOPLUMLARINDA SU VE TEMIZLIK KÜLTÜRÜ

Hıristiyan Ortaçağ’ının karanlık dönemlerinde, Arap yarımadasında, Doğu Roma’nın (Bizans) hemen yanı başında doğan İslâm dîninde, birçok ibâdetin ön koşulu olarak ve ibâdetlerden ayrı düşünülemeyecek şekilde, günlük yaşamda temizlik, özellikle su ile temizlik, temel bir öneme sâhipti. İlk zamanlarından îtibâren Müslüman toplumlarda, suyun temizlik ve şifâ kaynağı olarak kullanımıyla, medeniyet târihinin en yüksek noktasına çıkacak yeni bir su kültürü oluştu.

Genellikle yeni şehirler kurmak yerine, fethettikleri eski şehirlere yerleşip bunları birer İslâm şehri hâline getiren Müslüman fâtihler için, Doğu Roma (Bizans) şehirlerindeki hamamlar, İslâm dîninin emrettiği bedensel temizlikte kullanılmak için ilham kaynağı oldu.9 Ancak İslâm’ın bir Müslüman için emrettiği temizlik, çok tanrıcı Romalıların temizlik anlayışından çok farklı, derin ve kapsamlı idi. Bedensel ve ruhsal temizliğin birbirinden ayrılamaz olgular olduğu kabulleniliyor, böylece suyun temizlik maddesi olmasının ötesinde, mânevî arındırıcı ve şifâ dağıtıcı özelliği de giderek belirginleşiyordu.

“Kur’ân-ı Kerim’de temizlik karşılığında en sık kullanılan kavram tahârettir. Bu kavram, içinde yer aldığı ondokuz âyetin üçünde hadesten tahâreti, sekizinde günahlardan, ahlâkî ve mânevî kirlerden temizlenmeyi ifâde eder; diğerlerinde ise hem maddî hem mânevî temizlik anlamı vardır. Nitekim Râgıb el-İsfahânî tahâretin beden ve ruh (nefis) temizliği diye ikiye ayrıldığını, âyetlerin genelinden her iki anlamın çıkarılabildiğini belirtir.”10

Kur’ân-ı Kerim’de kirlerden temizlenmek için, yâni abdest ve gusül için gereken “aslî” temizlik aracının su olduğunun belirtilmesi özellikle önemlidir. Suyun böylesi bir önemi hâiz olması, İslâmî literatürde konu üzerine çok geniş çalışmalar yapılmasına neden olmuş,11 daha önceki hiçbir medeniyetin yapmadığı şekilde, suların tasnîfi yapılmış, suyun kullanımı ve korunması için kurallar konmuştur. Hz. Peygamber de (sav) hadislerinde doğal niteliğini kaybetmeyen, kirlenmemiş suyun “temiz ve temizleyicilik” özelliğini koruduğunu belirtmiştir. Buna göre, yalnızca, “Mutlak olma niteliğini kaybedecek ölçüde rengi, kokusu ve tadı bozulmamış, içine pis madde karışmamış ve kullanılması mekruh veya şüpheli hâle gelmemiş sular temiz ve temizleyici sayılır.”12

Konumuz açısından en önemli şey, “mutlak su” olarak ifâde edilen ve yukarıda tanımı yapılan suyun, insanın temizlenmesi için yeterli olmasıdır. Öyle ki hacda veya umrede ihrâma girenler için, bedenin ve bedeni saran giysinin su ile yapılan temizliğinin hâricinde, kalıcı özelliği olan güzel kokuların sürülmesinin dahi câiz olmadığı kabul edilmiştir.13 Suya -mutlak su- böylesi bir önem ve değer atfedilmesinin sonucu olarak olsa gerek, yıkanma, giysiler veya diğer eşyalar için kullanılan temizlik maddeleri, yerel ürünler olarak kullanılmaya devam edilmiş, Anadolu ve Yakındoğu’nun ticâret ağı içinde, uzun zamanlar boyunca çok fazla aranılır ürünler olmamışlardır.

OSMANLI VE CUMHÛRIYET DÖNEMLERINDE TEMIZLIK KÜLTÜRÜ: GELENEK VE DEĞIŞIM

Kitleler hâlinde Müslüman olan Türkler, en başından îtibâren temizlik konusuna ayrı bir önem atfetmişler, yüksek İslâmî temizlik anlayışını yeni bir boyuta taşımışlardır. İstanbul üzerine yazdığı eserlerle tanınan M. H. Bayrı’ya göre, “Esâsen ‘Ennezâfete minel îmân=temizlik îmandan gelir.’ sözünü bilmeyen ve lüzûmu hâlinde kullanmayan Türk yoktur.”14 Orta Asya’dan gelen Türk boylarının yıkanma yapıları ile ilgili bilgimiz olmasa da, bu bilgi eksikliğinin yapıların zamanla yitip gitmiş olmasından kaynaklandığı açıktır. Alâeddin Keykûbâd’ın “hammâm- ı seferî” denilen kişisel bir çadır hamamıyla sefere çıktığı bilinmektedir. Zamanla gelişen hamam mîmârîsinin, antik hamam geleneğinden etkilendiği noktalar olsa bile, mîmârî olarak Orta Asya’da görülen dört eyvan şemasını izlemiş olması,15 Türk bedensel temizlik geleneğinin, İslâm’ın kabûlünden önce de var olduğunun bir kanıtı olsa gerektir.

Dünyânın en büyük devletlerinden birini kuran Osmanlılar, her alanda olduğu gibi, temizlikte de çağının çok ötesinde bir anlayışı ortaya koymuşlardır. Başta pâyitaht İstanbul olmak üzere,16 devletin bütün toprakları üzerinde sayısız su tesîsi inşâ edilmiştir. Bu durum, büyük şehirlerden başlayarak temizlik kültürünün yeniden biçimlenişine neden olmuştur. Özellikle kişisel temizlik ve hamam kültürü, Batılı seyyahların hayranlıkla dile getirmekten kendilerini alamadıkları bir seviyede idi. Söz konusu dönemlerde (XVI.-XVII.yüzyıllar) bütün dünyayı kolonize etmeye çalışan Batılılar arasında, Müslüman toplumunda asla düşünülemeyecek olan, tuvaletsiz ev ve insan tuvalet atıklarının pencereden dışarıya atılması gibi iğrenç uygulamalar, Romalılardan geriye kalan bir gelenek olarak yaşamaya devam ediyordu.17 Avrupa’nın, Elhamra’nın hamamları ile yıkanma kültürünü yeniden keşfetmesi gerekmiş,18 Osmanlı toplumunda insanlar her vakit su ile temizlenirken, Batılı insanlar yalnız kokudan kurtulmayı düşünmüş, parfüm saplantısına kapılmış ve onu elde edemeyenler için kolonya geliştirilmiştir.

Osmanlıların bütün Akdeniz’e egemen olmaları, yeni temizlik alışkanlıkları ile birleşince, o zamana dek yerel olarak tüketilen bâzı mallar uzak mesâfelere ticâreti yapılan mallar hâline gelmiş, özellikle elbiselerin yıkanması için, sabun gibi temizlik maddelerine rağbet artmıştır.19 Sabunun gittikçe artan şekilde kişisel temizlikte de kullanılmaya başlanması, özellikle büyük şehirlerde bir talep patlaması ortaya çıkaracaktır. Örneğin, 1766 yılında İstanbul’da sabun karaborsaya düşmüş ve bu durum kadıya şikâyet edilmiştir.20

XIX. yüzyılda, başta İstanbul olmak üzere, Avrupa ile ticâretin geliştiği şehirlerde, Batı tarzı yaşam öngörülemez bir hızla topluma yayılırken geleneksel su ve temizlik kültürü de doğal olarak değişime uğramıştır. Öncelikle, o dönemde denildiği üzere, “Alafranga” şeylerin yuvası olan apartman dâirelerinde, su da ortak kullanımdan çıkıp kişiselleşmiştir. Gelinen noktada, su ile temizliğin yerini, Batı îcâdı temizlik maddelerinin kullanımıyla, gittikçe daha önemli bir kavram hâline gelecek olan “hijyenik” ve konforlu bir temizlik kültürünün alması gibi, kırıcı bir değişim durumundan söz etmek mümkündür. Geç Osmanlı döneminin ticâret hayâtının en kârlı ürünleri arasında değişik sabunlar, tuvalet ürünleri ve parfümler yer alıyordu.

Yıkanmak, temizlenmek demek değildir ve küresel temizlik kültürü, bu ikisi arasındaki farkı ortadan kaldırmaktadır.

Osmanlı’nın yeni alafranga elitinin yarattığı pazar, Edhem Eldem’in “Doğu’nun Doğululara satılması” olarak ifâde ettiği, tuhaf bir durumu ortaya çıkarmıştır.21 Doğu’ya satılması için, Doğu’nun imgeleriyle süslenmiş temizlik maddeleri pazara sunulmaktaydı: Jewsbury and Brown’un “Oriental” (Doğu) isimli diş mâcunu ve hatta Türk hamamı ile hiçbir alâkası bulunmayan, basit, küçücük bir kabinden ibâret olan “Century Türk Hamamları” gibi.22

Temizlik ile alâkalı istekler o denli belirleyici oldu ki “alaturka” ve “alafranga” terimleri23 artık birincil olarak tuvaletleri ifâde eder hâle geldi ve ilk olarak 1913 yılında, Cemil Topuzlu’nun şehremîniliği zamânında imzâlanan mukâvelenâmede resmiyete dökülen, günümüzde dahi bitmeyen bir ikiliği başlattı.24

Cumhûriyet dönemi, elbette Osmanlı temizlik kültürü ve alışkanlıklarıyla karşılanmıştı ama, değişimin hızı artarak devam etti. Batılı hayat tarzı ve temizlik kültürü, memurlar ve zenginler vâsıtasıyla biraz daha yayıldı. Bütün çabaların imkânsızlık ve sistemsizlik içinde akâmete uğradığı dönemlerden sonra,25 daha hijyenik bir toplum olunduğu muhakkaktı; yine de her şeyin unutulduğu söylenemez. Cumhûriyet’in ilk önemli mîmarlarından Behçet Ünsal, bir incelemesinde: “Banyo odası değil, hakîkaten bir salon, beynovar öyle yarım vücut banyosu almak için değil, istediğiniz gibi su içinde uzanabilirsiniz. Fakat, belki banyoya girip de hasta gibi tedâvi için yatmayı sevmezseniz ne de olsa kurnada yıkanmak daha temiz.” diyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerini ve Cumhûriyet’in ilk dönemlerini yaşamış şehir üstâdı M. Halit Bayrı ise henüz yüzyılın yarısı gelmeden yazmış olduğu bir eserinde şöyle demektedir: “Şehirde gittikçe çoğalan yeni apartmanların hepsinde hamam ve banyo yerleri bulunduğunu unutmamak gerektir. Ancak, eski şehirlilere nispet edilecek olursa bugün İstanbul halkının yıkanmakta ve temizlenmekte az çok ihmâle düştüğü farz edilebilir.”26Bayrı’nın burada “yıkanmak” ve “temizlenmek” arasında yaptığı ayırım, yazımızın ana izleğini bize sunar: “Yıkanmak”, “temizlenmek” demek değildir ve küresel temizlik kültürü bu ikisi arasındaki farkı ortadan kaldırmaktadır.

Her şeye rağmen yeni temizlik kültürünün kolayca oluştuğu söylenemez. Nüfûsunun büyük kısmının kırsal kesimde yaşamasından ötürü bilinirliği sınırlı kalmış ülkemizde, ancak XX. yüzyılın ilerleyen dönemlerinde yerleşmiştir. Söz konusu dönem (XX.yüzyılın ikinci yarısı), Türk toplumu için, Batı ile ilişkilerin yeni bir boyut kazandığı, şehirlerin hızla büyüdüğü, ekonomik olarak refah toplumuna doğru ileri adımların atıldığı dönemlere karşılık gelmektedir. Sonuç olarak günümüzde temizlik kültürü, artık insanımızın su ile kurduğu özel ilişkinin ifâdesi değil, pazar ekonomisinin, yâni tüketim kültürünün önemli bir parçasıdır. Gittikçe “özelleşen” ürünler, aynı üreticinin farklı ürünleri ile tüketiciye hitap etmesini mümkün kılarken, tabiattan uzaklaşıldığı ölçüde kırsal kaynaklı tabiî ürünlerin yarıştırılması sıradan bir durum hâline gelmiş, su ile temizlik, bütün bu ürün fırtınası içinde artık ne yazık ki dînî bir mecbûriyetin ifâdesi olmuştur.

  1. Duru, R., “Höyücek Kazıları”, Türkiye Arkeolojisi ve İstanbul Üniversitesi (1932-1999), Ankara, 2000, s. 65.
  2. Özgüç, N., “Acemhöyük Kazıları- Excavations at Acemhöyük”, Anadolu (Anatolia), sayı: X (1966’dan ayrıbasım), TTK, Ankara, 1968, s. 5.
  3. Kilinger, J., “Arınma Ritüelleri ve Kötülükleri Defetme Büyüleri”, Hititler ve Hitit İmparatorluğu, Bonn, 2002, s. 458.
  4. Gaster, T., Thespis- Eski Yakındoğu’da Mit ve Drama, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2000, s. 76.
  5. Yegül, F., Roma Dünyasında Yıkanma, Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2011, s. 27.
  6. Erdemir, H. P., “Hellen ve Roma Toplumlarında Tuvalet ve Temizlik”, Acta Turcica, 2010, yıl: II, sayı: 2, s. 107 vd., e-dergi: http://actaturcica.com adresinden 11.11.2017 târihinde ulaşılmıştır.
  7. Sevimli, Ş., Anadolu Uygarlıklarında Temizlik Kavramı ve Uygulamalarının Evrimi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi, Adana, 2005, s. 57.
  8. Köylü, Z. S., “Kamusal Tuvaletlerde Kullanıcı Deneyimini Anlamak: Bir Araştırma Yöntemi Olarak Kültür Sondaları”, Tasarım-Kuram, sayı: 15, 2015, s. 77.
  9. Eyice, S., “Hamam”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 15, 1997, s. 405.
  10. Çağrıcı, M., “Temizlik”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 40, 2012, s. 427.
  11. Günay, H. M., “Su”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 37, 2009, s. 432-433.
  12. Günay, H. M., agm, s. 434.
  13. Öğüt, S., ”İhram”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 21, 2000, s. 541.
  14. Bayrı, M. H., İstanbul, Hayat Yayınları, İstanbul, târihsiz, s. 134.
  15. Eyice, S., agm, s. 412
  16. İstanbul’daki su yapıları üzerine toplu bir bakış ve kaynakça için bkz. Gök, M., “Osmanlı Dönemi Su Mimarisi: Yaşamsal Gereklilik ve İmgenin Uyuşumu”, Âb-ı Hayat: Geçmişten Günümüze İstanbul’da Su ve Su Kültürü (ed. Gök, M.), T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı-ADELL, İstanbul, 2010, s. 35-69.
  17. Erdemir, H. P., agm, s. 107.
  18. Bercher ve Tamm, Rialto Banyo Binası – Basel, ARKİTEKT, 1936-1, s. 20.
  19. Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi- I. Kitap, haz. Dankoff, R.,- Kahraman, S. A.- Dağlı, Y., YKY, İstanbul, 2006, s. 299.
  20. Demirkol, A. S.- Gök, M. “Suyun Binbir İmgesi: Eski İstanbul Yaşantısında Su”, Âb-ı Hayat: Geçmişten Günümüze İstanbul’da Su ve Su Kültürü (ed. Gök, M.), T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı-ADELL, İstanbul, 2010, s. 80.
  21. Eldem, E., Doğuyu Tüketmek, Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, İstanbul, 2007, s. 26.
  22. Eldem, E., age, s. 26 ve 88.
  23. “Avrupa üslûbunda mânâsındaki “alafranga” tâbiri, Avrupa’nın “Türk usûlü” mânâsında XVII. yüzyılda kullandığı “alaturka” karşılığında kullanılmaya başlanır. Alaturka zamanla “Şarklılık”, alafranga da sathî, şeklî “Batılılık” mânâsını kazanır.” Bkz. Enginün, İ., Halide Edip Adıvar’ın Eserlerinde Doğu ve Batı Meselesi, MEB, İstanbul, 1995, s. 15.
  24. Mukâvelenâmede, belediye tarafından İstanbul’daki belli yerlere “alaturka”, belli yerlere “alafranga” tuvaletlerin yapılacağı öngörülüyordu. I. Dünya Savaşı’nın çıkması nedeniyle düşünce hayâta geçirilemedi. Bkz. Topuzlu, C., 80 Yıllık Hâtıralarım, İstanbul, 1951, s. 128; ayrıca bkz. Köylü, Z. S., agm, s. 79-80.
  25. Cemil Topuzlu’nun hâtıraları bu konuda son derece önemlidir. Özellikle bkz. Topuzlu, C., age, s. 106 vd.
  26. Bayrı, M. H., age, s. 138.